Kanuni Sultan Süleyman

Osmanlıya Altın Çağını Yaşatan Muhteşem Sultan Süleyman!

Kanuni Sultan Süleyman

Osmanlıya Altın Çağını Yaşatan Muhteşem Sultan Süleyman!

Kanuni Sultan Süleyman

Osmanlıya Altın Çağını Yaşatan Muhteşem Sultan Süleyman!

Kanuni Sultan Süleyman

Osmanlıya Altın Çağını Yaşatan Muhteşem Sultan Süleyman!

Kanuni Sultan Süleyman

Osmanlıya Altın Çağını Yaşatan Muhteşem Sultan Süleyman!

kanuni döneminde hangi savaşlar kazandı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kanuni döneminde hangi savaşlar kazandı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2013 Pazartesi

Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) / Osmanlı Padişahları


I. Süleyman veya Kanuni Sultan Süleyman (Osmanlı Türkçesi: Süleyman-ı evvel) (d. 27 Nisan 1495, Trabzon – ö. 6 Eylül 1566, Zigetvar), (Divan edebiyatı’ndaki adıyla Muhibbi) ya da birçok batı ülkesinde bilindiği isimle Muhteşem Süleyman, onuncu Osmanlı padişahı ve 89. İslam halifesidir.
Ayrıca I. Süleyman’ın 10. Osmanlı sultanı olması sebebiyle On numarayı tamamlayan manasına gelen Saibü’l Aşereri’l Kamilet’de denmiştir.
1520 yılında, I. Selim’in ardından tahta çıktı.
1521′de Belgrad, 1522′de Rodos, 1526′da Mohaç, 1534′de Bağdat ve Tebriz, 1538′de Boğdan’ın tamamı ve Preveze, 1541′de Macaristan’ın tamamı, 1543′de Estergon, 1551′de Trablusgarp, 1553′de Safevi topraklarının bir kısmı, 1566′da Zigetvar I. Süleyman tarafından fethedildi. I. Selim’den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu’nu, kırk altı yılda 14.893.000 km2′ye ulaştırdı (Avrupa’da 1.998.000 km2, Asya’da 4.169.000 km2, Afrika’da da 8.726.000 km2 olmak üzere).Zigetvar fethedilmeden 1 gün önce, 6 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti.
45 yıl 3 ay 7 gün padişahlık yaptı. Saltanatının 2745 gününü (7,5 sene) at sırtında seferlerde geçirdi. 13 büyük seferinde at üzerinde yaklaşık 43 000 kilometre kadar mesafe katetti. 21 eyalet ve 250 sancaktan oluşan Osmanlı Devleti çok geniş sınırlara ulaştı.

Çocukluk ve gençlik yılları
I. Süleyman, günümüzde Türkiye’nin Trabzon şehrinde, 27 Nisan 1495 tarihinde doğdu. Babası I. Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Sultan idi. Yedi yaşında bilim, tarih, edebiyat, din ve askeri taktikler için İstanbul’da yer alan Topkapı Sarayı’ndaki Enderun’a gönderildi. Din dersi dışında Karakızoğlu Hayrüddin Efendi’den tarih, edebiyat ve fen dersi aldı. Özel mesleği kuyumculuktu. Genç yaşlarda Pargalı Damat İbrahim Paşa’nın arkadaşı oldu.
Süleyman, Şebinkarahisar ve Bolu Sancakbeyi olarak atanmak istendi. Fakat Amasya Sancakbeyi olan amcası Şehzade Ahmet bu olaydan hoşnutsuzluk duydu. Bu sebepten 1509′da, Kırım’da bulunan Kefe Valiliği’ne atandı. 1512′de babası I. Selim’in tahta çıkmasıyla Manisa Valiliği’ne atandı. Babası Selim’in 1520′de ölümü üzerine Manisa’dan İstanbul’a geldi ve tahta çıktı (30 Eylül 1520). Sultan Süleyman’ın erken bir tanımlaması Venedik elçisi Bartelemeo Contari’nin gelişinden birkaç hafta sonra elde ediliyordu. Contari;
“O yirmi beş yaşında, uzun fakat sırım gibi ve kibar görünüşlü. Boynu ince çok uzun, yüzü ince, burnu kartal gagası gibi kıvrık. Gölge gibi bıyık ve küçük sakalı var. Bunlara rağmen hoş çehreli. Derisi solgunluğa meyilli. Çalışmaya düşkün, bilgili, mahir bir efendi olacağı söylenir. Bütün insanlar onun hükümdarlığında iyilik umut ediyor.”

diye ifade etmektedir. Babasına büyük bir cenaze töreni düzenledi ve Sultan Selim Camii’ni yaptırdı.Yeni padişah Silahdarlara 1000 akçe başiş verdi gündeliklere 5 akçe zam yaptı. Bütün kimsesizlere 4 akçe dağıttı. Yeniçerilere 3000 akçe bahşiş verildi. Bir çok para daha verildi. Her padişah tahta çıktığında cülus bahşişi verirdi. Bu uygulama 18. yüzyıla kadar sürdü.Süleyman, ceza vermekten de geri durmadı. Kaptan-ı Derya Cafer Bey ve birkaç silahdar halka zulmettiği gerekçesiyle idam edildi.Bu yaptıkları onun “Kanuni” unvanını almasında önemli rol oynadı.
Seferler

Canberdi Gazali İsyanı

Kanuni Sultan Süleyman’ın padişahlığı sırasındaki ilk isyan I. Selim zamanında Şam Beylerbeyi olan Melik Eşref ünvanıyla hükümdarlığını ilan eden şam Valisi Canberdi Gazali tarafından çıkarılmıştır. Vali “Bu oğlancığa padişahlık nasıl olurmuş göstereceğim, babasından kalan hesabı ödeteceğim.” diyordu. Memlük Devletini yeniden kurmak için isyan çıkaran Canberdi Gazali, Mısır Valisi Hayrbay’dan (ö.1522) yardım istedi. Vali yardım göndermedi.1521 yılında yapılan Mastaba Savaşı sonrası yakalanarak idam edildi.

Belgrad’ın fethi
Kanuni Sultan Süleyman padişah olduğunda Macarlar onu tebrik etmemişti. Macaristan’a Behram Çavuş adlı askeri, II. Layoş’a gönderdi. Ama öldürülmesi üzerine ilk seferini Belgrat’a yaptı. Kanuni, Belgrat Seferi’nin ilan ederken söyle demiştir;
Bu, harp demektir! Biz hakareti sineye çekecek kudretsizlerden, tabansızlardan değiliz. Tez zafer hazırlıkları tamamlansın. Belgrad Kapısı’nı kırmaya andımız vardır.

İlk önce Ahmed Paşa, 7 Temmuz’da Sabacz (Böğürdelen)i zapt eder. Böylece sultan ilk fethini gerçekleştirmiş oluyordu. Bu sırada Belgrad’ın kuşatılması ile uğrasan Piri Mehmet Paşa ise buranın karsışındaki Zemun Kalesi’ni ele geçirmişti. Bu esnada Ahmed Paşa’nın tesiriyle Belgrad muhasarasının kaldırılıp Budin üzerine yürünmesi kararını alan Sultan Süleyman, daha sonra bu karardan vaz geçerek 1 Ağustos’ta Zemun civarında otağ kurup, kuşatmanın bir an evvel sonuçlandırılması emrini verir. Belgrad seferi esnasında Osmanlı ordusunda ilk kez filler de bulunuyordu ki, Lütfi Paşa bunların iki tane oldugunu belirtir.Ardından Belgrat’ı kuşattı. 1521 yılında Osmanlı Donanması Tuna nehri’den, Kanuni’de büyük bir orduyla Belgrad’ı kuşattı. Kale komutanı Osmanlı karşısında dayanamayacağını anlayınca şehri teslim etmek zorunda kaldı. Böylece Osmanlı, Avrupa’ya yapılacak yeni seferler için burayı üs olarak kullanmaya başladı. Belgrad Muhafızlığına Balı Paşa getirildi.Bu sefer sonunda İstanbul’a gönderilen bazı Belgradlılar kurulan Belgrad köyüne yerleştirildi. Belgrad, bundan sonraki yıllarda Osmanlı Devleti’nin Avrupa’ya açılan en büyük kapısı oldu. Bu sebeple Belgrad’a “Darü’l-cihad” denildi. Bu sefer sonunda İstanbul’a getirilen bazı Belgradlılar, Belgrad ormanı ve çevresindeki köylere yerleştirilmişlerdir.Kanunî Sultan Süleyman, Belgrad’dan İstanbul’a dönerken l9 Ekim’de iki yasındaki oğlu Murad’ın, gelişinden iki gün önce de bir kızının ölüm haberini almıştı. İstanbul’a girdikten on gün sonra da dokuz yasındaki oğlu Mahmud çiçek hastalığından öldü (29 Ekim). Vezirler, Pâdişah’ın çocuklarının cenazelerine yaya olarak refakat ettiler. Bunlar, Yavuz Sultan Selim türbesinin yanına defn edildiler.



Rodos’un fethi
I. Süleyman padişah olduğunda bazı devlet adamları yaşı küçük olduğundan Devlet-i Aliyye’yi idare edemeyeceğini düşünüyorlardı. Kanuni, otoritesini sağlamak için ilk olarak Rodos’u almak istiyordu. Ancak Macarlarla yaşanan olaylar sonucu ilk seferini Belgrad’a yaptı. Rodos Kalesi, II. Mehmet zamanında kuşatılmış, lakin alınamamıştı. Süleyman’dan önce selefi I. Selim, Haliç Tersanesi’nde büyük bir donanma kurmaya çalışmıştı. Sultan Selim Veziriazam Piri Mehmet Paşa’ya “Neden Rodos’u fethetmek istemiyorsunuz?” deyince Selim;
Garplı (Batılı) devletler donanma kuvveti ile Avrupa’ya hakim olmuşlar. Ben senin donanmaya pek önem verdiğini görmedim. Bu zaaf senin gevşek olmandan ve benim de sana yumuşak olmamdan kaynaklanıyor. Mademki savaşı garba çevirmek istiyorsun, ben de az zamanda senden müthiş bir donanma isterim.

Başka bir zamanda da Selim;
Ben cihangirliğe alışmış bir padişahım. Siz beni bir kale fethine götürmek istersiniz. Kale almanın birinci şartı baruttur. Kaç aylık barutunuz var? Ceddim (Fatih) zamanındaki utanç unutulmamış iken onu iki kat mı yapmak istersiniz? Bizzat gitmemi düşünüyorsunuz. Gidip de eli boş dönecek olursam hiçbiriniz sağ kalmaz. Rodos’un zaptına dört aylık barut yetişir mi? Siz Rodos’u dört değil altı ayda dahi alamazsınız. Belki 8 veya 9 ayda alınabilir. Bize sefer yok, meğer sefer ahrete ola.
demiştir. Piri Paşa donanmayı Selim ve Süleyman devirlerinde hızla geliştirdi. Süleyman ikinci seferini Rodos’a yaptı. Çarpışmalar, 1 Ağustos’ta Alman burcuna top atışı ile başladı. Kanunî, Kızıltepe denen yerde otağını kurdurarak kuşatmayı buradan idare eder. İlk başta ciddi anlamda zorlanan Osmanlı Sultanı Serdar-ı Ekrem Çoban Mustafa Paşa’ya;
Kafirin tedbiri bizi yolumuzdan çeviremez. Rodos illa alıncaktır…Bre yiğitlik bu mudur? Niçin gayret göstermezsiniz? Rodos şiddetli topçu ateşi ve hücumlarımız karşısında hala ayakta sallanıyor da neden bir türlü düşmüyor?

diyerek görevden aldı. Yeni Serdar Ahmet Paşa görevinde başarılı oldu ve sonuçta; Bodrum, Tahtalı, Aydos, İstanköy ve Sömbeki kaleleriyle birlikte Rodos’u humbaracıların büyük rol oynadığı savaşta 21 Aralık 1522′de bir teslim antlaşması imzalanır. 29 Aralık 1522′de kale resmen alındı. Rodos hakimi Viliers de I’sle Adam affedilirken, büyükamcası Cem Sultan’ın Hıristiyan oğulları idam edilirken, kızları İstanbul’a götürüldü.[12][14]Aynı sene İskender adlı biri tarafından başlatılan Yemen Sorunu sona erdi. Dulkadir Beylerbeyi olan Şehsuvaroğlu Ali Bey olayı da Ferhat Paşa tarafından bertaraf edildi.

Ahmet Paşa isyanı
1524 yılında Süleyman Hain Ahmed Paşa’yı Mısır’a vali tayin etti. Ahmet Paşa Memlüklü devlet adamlarını çevresinde toplayarak isyan etti. Vali olarak Mısır’a vardıktan sonra bağımsızlığını ilan etti ve yeni bir devlet kurmak için para bastırarak hutbe okuttu. Sadrazam İbrahim Paşa, isyanı bastırmak ile görevlendirilip Mısır’a gitmişse de, Hain Ahmed Paşa, sarayında kendi adamları tarafından öldürülmüştür[20]. 1525′de Yeniçeriler isyan etti, ancak olay büyümeden bastırıldı.

Mohaç Meydan Muharebesi
Şarlken’in giderek güçlenmesi üzerine Kanuni, Fransuva’nın da ısrarıyla, 3. Seferini Mohaç üzerine yaptı. Mohaç Meydan Muharebesi (29.08.1526) öncesi akıncı komutanlarından Bali Bey’in yakaladığı bir Macar esi­rinden öğrenildiğine göre, Macar ordusunun Mohaç ovasında ol­duğu kesinleşti. Yapılan keşiflerde; düşman kuvvetlerinin Mohaç ovasına yerleştiği ve savaş için tertip aldığı görüldü[22]. Osmanlı or­dusu da düşmana sezdirmeden yürüyüş kollarından açılarak savaş düzenine geçirildi. Layoş’un yardımcısı Başkumandan Tomori ile İbrahim Paşa çarpıştı, ancak yenildi. Başkomutan Tomori öldü. Geriden ilerleyen birlikler ve ardından tüm ordu Hilal taktiği yöntemini uyguladı, Macarlar köşeye sıkıştı.

Macar ordusunun sağ yanında ağaçlar arasında saklanmış Bâli ve Hüsrev Beylerin akıncı tümenlerinin gerilerden Macar or­dusunun çekilme yollarını kapadığı da anlaşılınca Macar ordusu kendisini çepeçevre Osmanlı ordu kuvvetlerinin arasında buldu. Bu du­rumdan kurtulmak için Macarlardan ayakta kalabilenler kendilerini Tuna Nehri’ne atmayı denediler. İşte o sırada Os­manlı ordusu her iki yandan ve cepheden, geriden ateş desteğine dayanarak taarruza başladılar. Çaresiz kaldıkları için canlarını kurtarmaktan başka bir şey düşünmeyen Macarlar bu sefer de kendi zırhlı süvarilerinin üzerlerine düştüler. İşte bu karışıklıklar içinde Tuna bataklıklarına sürüklendiler. Çarpışmalar sonucunda düşman ordusundan 25.000’den fazla ölü yerlerde yatı­yor, 20,000’e yakın Macar da esir edilmiş bulunuyordu. Savaş bo­yunca devam eden şiddetli fırtınadan faydalanan pek az bir düş­man kaçabilmişti. Savaşı Sultan Süleyman kazandığı anlaşılmıştı.



Kral II. Layoş savaşı kaybettiğini görmüş, beraberinde­ki çok az koruyucusuyla Budin istikametinde kaçmaya başlamıştı. Çele suyuna yaklaştığında arkasına bakmış ve pek az kişinin ken­disini takip ettiğini görmüştü.Çele suyu her yerinden geçit veren, derinliği olmayan bir nehirdi. Fakat o zaman ardı arkası kesilmeyen yağmurlar yüzünden Tuna Nehri’nin fazla suları bu nehri de yükseltmişti. Kral Layoş, tam karşı kıyıya geldi­ğinde atı çok yorgun olduğundan bütün çabalamalarına rağmen bir türlü kıyıya çıkamıyordu. Sendeliyor, çabalıyor ama bir türlü kara­ya ayak basamıyordu. Sonra at birden bire geriye yıkılarak kralla birlikte bataklığın içine yuvarlandı ve kayıplara karıştı.Kralın be­raberinde Obalt Zateviçku da bulunuyordu. Bu hadise onun gözle­ri önünde oldu. Obalt canını kurtarıp Budin’e gidebildiği zaman, Macar ordusunun yenilişini ve kralın ölümünü oradakilere anlattı.
Dünyanın en kısa süren (2 saat) meydan savaşlarından birisi olarak kabul edilir. Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek 13 Eylül 1526 günü, artık kendi memleketlerinin bir parçası olan Macaristan’a ve onun başşehrine (Budin) girdiler. Sultan, İstanbul’a “Macaristan Fatihi” (Engürüs-Ungurus Fatihi) olarak döndü. Savaş sonunda Budin Osmanlı’ya katıldı. Macaristan, Osmanlı’ya bağlı bir krallık haline geldi ve başına Jan Zapolya getirildi. Mohaç Meydan Muharebesi Dünya’nın en kısa süren meydan savaşı olarak kabul edilir. Savaş 2 saat sürmüştür. Savaş sonunda Macar ordusunun büyük bir kısmı bozguna uğratılmıştır. İki yıl içinde Gazi Bali Bey ve Hüsrev Bey komutasındaki birlikler hızla ilerleyerek Hırvatistan, Dalmaçya ve Transilvanya’yı ele geçirdi.

Baba Zünnun isyanı
Süglün Koca 1526′da Osmanlı’ya ayaklandı. Bu isyan hemen bastırıldı ama isyanın temeli atıldığından Baba Zünnun adından bir Alevi.1526 yılının Ağustos ayında, Bozok sancakbeyi Mustafa Bey’in konağını basarak Bozok kadısı Muslihiddin Efendi’yi ve yazıcı Mehmet Efendi’yi öldürttü. Üzerine yollanan Anadolu beylerinden oluşan kuvvetleri, Kayseri’deki Kurşunlu Boğazı’nda yendi. Hurrem Paşa, Kayseri sancakbeyi Berham Bey, İçel sancakbeyi Ali Bey bu çatışmada öldüler. İsyan, İçel ve Tokat arasında yayıldı. Daha sonra büyük bir Osmanlı ordusu Sivas’ta toplandı. Kazova yöresinde durum belirlemesi yapan Malatya sancakbeyi Yularkıstıoğlu İskender Bey’in giriştiği ilk öncü çatışmalarda Osmanlı ordusu kayıplar verdi. Malatya beyini de yenen Baba Zünnun, 26 Eylül 1526′da Adana Beyi Piri Mehmet Paşa’nın oğlu Pirizade Mehmet Bey komutasındaki birliklere Höyüklü’de yenildi ve öldürüldü.Oğlu Halil ise bir süre sonra yakalandı.

Kalender Çelebi İsyanı
1527′de de Kalender Çelebi adında biri ayaklandı. Bu ayaklanmayı bastırmak için İbrahim Paşa görevlendirilir. İbrahim Paşa, yanına 3000 yeniçeri ve 2000 sipahi ile yola çıkar. İbrahim Paşa, Aksaray’da kuvvetlerine, Anadolu Beylerbeyi Behram Paşa ve Karaman Beylerbeyi Mahmut Paşanın da kuvvetleri katılır. İbrahim Paşa, Anadolu Beylerbeyi Behram Paşa ve Karaman Beylerbeyi Mahmut Paşa komutasındaki birlikler, Kalender Çelebi üzerine gönderirler. Kalender Çelebi ile Tokat yakınlarından Cincilfe denilen yerde 27.5.1527 tarihinde vuruşurlar. Bu yenilgi, Kalender Çelebi’yi güçlendirir.Yeni katılımlarla kuvvetini 20-30 bine çıkarır. Ancak daha sonra hızla kuvveti azalır. Kalender Çelebi, yanında kalan az bir adamlarıyla Nurhak dağlarına çekilir. 22.6.1527 tarihinde Elbistan civarlarında Osmanlı kuvvetleriyle tekrar vuruşur. Osmanlı kuvvetleri, Kalender Çelebi’nin adamlarını dağıtır. Bu vuruşmada, Kalender Çelebi’nin ve yanında sadık adamlarından Veli Dündar’ın kellesi, İstanbul’a I. Süleyman’a gönderilir. İbrahim Paşa Zülkadir (Maraş) Eyaleti ve civarında ıslahatlar yaptıktan sonra geri döner.

I. Viyana Kuşatması
Osmanlı’nın Macaristan’ı fethetmesi Avusturya ile Osmanlı’yı karşı karşıya getirdi. Macaristan üzerindeki emellerinden vazgeçmeyen Ferdinand, Sutltana bir elçi göndererek Macaristan’ın kendisine verilmesini istedi. Buna karşılık vergi vermeyi kabul ediyordu. Bu talebi karşısında olumsuz cevap alan Ferdinand Budin’i kuşattı. Ama başarısız oldu. Avusturya Arşidükü Ferdinand, Macaristan’ın Osmanlı hakimiyetine girmesini istemiyordu. Ferdinand, Şarklen’in de desteği ile Budin’e girdi. Kanuni Budin’i geri aldı. Ferdinand ve Şarklen, Kanuni ile savaşmayı göze alamadı.[34] Bunun üzerine Kanuni, Ferdinand ve Şarklen’i savaşa çağırmak için Viyana’yı kuşattı. Ancak Ferdinand, Kanuni’nin karşısına çıkmadı. Kış mevsimi yaklaşması üzerine 16. günde kuşatma kaldırıldı. Bu savaş, birçok yazarca çok önemli görülmüştür.10 Mayıs 1529′da 200,000 bir ordu ile sefere çıkar. Macar topraklarına girildiği sırada, Zapolya, İstanbul’a gelen elçisi Lasczky ve Macar asilzadeleri itaatlerini arz edip huzura kabul olunurlar. 7 Eylül’de şehre giren Kanunî, senelik belli bir vergi karşılığında burayı Zapolya’ya vererek merasimle ona Macar Krallığı tacını giydirir. [Bazı tarihçiler (Hammer gibi) bu tacın Yeniçeri Sekbanbaşısı tarafindan takıldığını iddia eder. ]
Bu sıralarda Macar krallık tacı Korona, Ferdinand’ın casusları tarafindan Viyana’ya kaçırıldı. Küçük Bali Bey, 20 Ağustos’ta Viyana yolunda tacı ele geçirip 4 Eylül’de sultana gönderir. Sultan ise tacı Zapolya’ya gönderir. Bu meşhur taç, Macarlar tarafindan kutsal sayılıyordu. Bu sebeple onlar, bu tacı giymeyen hükümdara meşru kralları nazari ile bakmıyorlardı. Sultan ilerleyerek Viyana’yı kuşattı. (27 Eylül)[37] Fakat Osmanlı ordusu muhasara için gerekli büyük toplar ile malzeme getirmediği için hazırlıksız sayılırdı. Avusturyalılar, kaleyi başarılı savunuyorlardı. Surların önünde iki taraf da ağır zayiatlar veriyordu. 14 Ekim l529′da yapılan umumi hücum da başarıya ulaşmayınca, kuşatmanın kaldırılmasına karar verilir. Bu sefer sayesinde Macaristan’daki Osmanlı hakimiyeti sağlamlaşmıştı.

Alman Seferi
Alman Seferi, Kutsal Roma-Cermen İmparatoru Şarlken’in ve kardeşi Avusturya ve Bohemya Kralı Ferdinand’ın Macaristan’ın içişlerine karışması üzerine Kral Yanoş, Sultan Süleyman Handan yardım istedi. Padişah, 25 Nisan 1532’de Alman Seferine çıkıp, yüz yirmi bin mevcutlu ordusuyla Avusturya’yı zaptetti. Şarlken 250,000 kişiden fazla Hıristiyan ordusuyla Osmanlıların karşısına çıkmaya cesaret edemedi. Osmanlı Sultanının Alman Seferi de, düşman ülkesinin ezilmesi ve Avusturyalılardan birçok kaleyi almasıyla neticelendi. Bu son seferin başarılı bir sekilde sonuçlanması üzerine beş gün üst üste şenlik yapıldı. İstanbul, Üsküdar, Eyüp ve Galata beş gece kandiller ile donatıldı. Bu arada pazarlar, dükkanlar, bezazistan ve çarşılar geceleri bile açık tutuldu. Halk, hemen her gün birbirlerine ziyafetler çekerek eğlendi. Sultan Süleyman’ın, Alman Seferi münasebetiyle Orta Avrupa’da bulunmasından korkup, meydan savaşından kaçan Şarlken, 22 Haziran 1533 tarihli İstanbul Antlaşması’yla Osmanlı Devletinin ve Sultanın üstünlüğünü kabul etti. İstanbul Antlaşmasına göre:
1.Kral Ferdinand, Sultan Süleyman Hanı baba ve metbu (kendisine tabi olunan, uyulan) bilecek ve ancak “kardeş” diye hitap ettiği veziriazamla eşit sayılacaktır.
2.Kral Ferdinand, Osmanlı ülkesine tecâvüz etmeyecek ve Sultan da Avusturya ülkesiyle ahâlisini kendi tebaası bilecektir.
3.Kral Ferdinand, Macaristan üzerindeki verâset iddialarından vazgeçecek; Macaristan’ın batısı ve kuzey batısındaki arâzisinin hakimi olacaktır.
4.Macar Kralı Yanoş ile Kral Ferdinand arasında, Osmanlıların uygun göreceği hudut geçerli olacaktır.
5.Eski Kraliçe ve Ferdinand’ın kızkardeşi Maria’nın kocasından miras kalan malikhane, geçimi için ihsan edilecektir.
6.Bu antlaşma geçici değil, devamlıdır.
Avrupa’da, Fransa’dan başka Avusturya’nın da Osmanlı Sultanının himâyesini kabul etmesiyle Şarlken’in “Avrupa İmparatorluğu” kurma projesi gerçekleşemedi. Türklerin takip ettiği siyaseti gereğince, Sultan Süleyman ve Osmanlı Devleti, Avrupa’da tek başına söz sahibi oldu.

Hayrettin Paşa’nın Kaptan-ı Deryalığı
Baba Oruç ve kardeşi Hızır Reis (Barbaros Hayreddin Paşa) 16. yüzyılın başlarında Akdeniz’de ticaret yapan gemilere saldırıyorlardı.[39]Baba Oruç ve Hızır Reis 1516 yılında Cezayir’i İspanyollardan aldılar ve 1518 yılında Hızır Reis Cezayir hükümdarı oldu. Cezayir 1519′da I. Selim’e itaat etti. Hızır, bir çok fetih hareketine girişti. Namı Kanuni’ye kadar gelen Hızır Reis 1533 yılında Kanuni tarafından İstanbul’a çağırıldı. Kanuni Hızır Reis’e Kaptan-ı Derya’lık teklif etti. Hızır Reis’in teklifi kabul etti. Hızır Reis, Hayrettin adını aldı. Barbaros lakabı ise Oruç Resi’in kızıla çalan sakalından gelmektedir. O ölünce Hızır’a Barbaros denmiştir.Avrupa’da Barbarossa denen Hızır Reis’e, Osmanlı’da Barbaros denmiştir. Barbaros bu sırada Tunus’u almıştı.Ancak ertesi sene Tunus yeniden kaybedildi.[43]Semendire Sancakbeyi olan Bali Mehmed Bey’in Mora Sancakbeyliğine atanması ile kısa bir süre önce kaybedilen Koron (II. Bayezit devrinde alınmıştı), 1534 Mart’ında yeniden ele geçirilmiştir.

Irakeyn Seferi
Kanuni döneminde Anadolu’da iç isyanlar çıkmaktaydı. Azerbaycan’da, yıkılan Akkoyunlu Devleti yerine kurulan Safevî Devleti Osmanlı için ciddi tehdit oluşturuyordu.[44] 6. Seferini Irakeyn Seferi de denilen İran üzerine yaptı. Sultan Süleyman’ın rakibi Şah Tahmasb bu savaşlarda Bitlis Hanı Şeref’ten Kanuni ise Ulama Han’dan destek aldı. Vezir-i Âzam İbrahim Paşa 1533 yılında başlayan ilk seferde önden gönderildi. Van ve Ahlat’ı aldı. Ardından 13 Temmuz 1534′de Tebriz’i barış ile teslim aldı. Süleyman ise bir süre sonra orduyla sefere çıktı. Sultan Süleyman, Konya’da şair ve mutasavvıf İslâm âlimi Mevlana Celaleddin Rumi’nin türbesini ziyaret ederek yoluna devam etti.[45] Sultan Süleyman Tebriz’de ve çeşitli yerlerde zafer kazananlara ödüller verdi. Hemedan’a kadar ilerledi. Ancak ordu zayiata uğradı, toplar gömüldü ve birçok insan yolda öldü. Sorumlu görülen Defterdar İskender Çelebi idam edildi. Bununla beraber ilerleyen ordu Bağdat’ı fethetti. Sultan Süleyman burada birçok din büyüğünün (Ebu Hanife, İmam Musa Kazım, Abdülkadir Geylani v.b.) türbesini ziyaret etti. 1535′te Tahmasb’ın saldırısı üzerine Sultan Süleyman Tebriz’e gitti. Kanuni Sultan Süleyman daha sonra Tebriz’den Ahlat’a, oradan da Diyarbekir’e gelir. Osmanlı ordusunun çekilmesiyle yeniden harekete geçen Tahmasb, boşaltılan yerleri alarak Tebriz’e döner. Osmanlı ordusu ise 8 Ocak l536′da İstanbul’a ulaşır. Bu seferde İran tamamen elde edilemedi, Safevilerin yıkılamayacak kadar önemli bir güç olduğu anlaşıldı. Ama Osmanlı Ordusu bu seferlerde, Kuveyt, Lahsa, Katif, Necd, Hemedan, Katar, Bahreyn, Kasr-ı Şirin, Bağdat ve Tebriz şehirlerini ele geçirdi (24.7.1538).

Korfu Seferi
Venedik körfezinde ileri bir karakol gibi mühim bir mevkide bulunan Korfu Adası’nı muhasara etmek ve onu zararsız bir hale getirmek, Venedikliler için pek büyük bir darbe olacağı sanılıyordu.Süleyman, 17 Mayıs 1537′de İstanbul’dan ayrıldı ve 13 Temmuz’da Avlanyo’ya geldi. Padişahtan hareket emrini alan Lütfi Paşa, Avlonya’ya gelmiş ve derhal huzura çıkarak Polya sahillerindeki muvaffakiyetlerini sayıp dökmüştü. Süleyman: Venediklinin anlı şanlı kalesi Korfo’dur. Varın onu kuşatın. Yakıp yıkın ve tiz alın! diye Korfo muhasarasını emretmiş Süleyman, adanın karşısındaki Bastika’da karargah kurmuştu. İkinci Vezir Lütfi Paşa de Angelo kalesini kuşatmakla meşgul idi. Mücadele bütün şiddetiyle sürerken Padişah, Sadrazam Ayas Mehmed Paşa’yı göndererek kuşatmanın kaldırılmasını emreder.Lütfi Paşa ve Barbaros’un, kalenin her an düşebileceği ve kuşatmasının kaldırılmaması yolundaki itirazları kabul edilmez. Kaynaklar, Padişahin bu ani kararının sebebini havaların soğuması ve kuşatma zamanin geçmiş olması ile izah etmeye çalışırlar.Buna göre kuşatma esnasında bir top mermisi askerin içine düşer. Bu yüzden dört gazi vefat eder. Bunun üzerine Pâdişah: “Bir mücahit kulumu böyle bin kaleye vermem” diyerek kuşatmayı kaldırır. Kuşatmanın kaldırılmasından sonra ordu 22 Kasım 1537′de İstanbul’a döner. 15 Eylül’de İstanbul’a hareket eden padişah, kara ve deniz harekatının devamını emretti. Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa, Venedikliler’e ait Şira, Patmos, Naksos adalarını fethetti.

Preveze Deniz Muharebesi
Osmanlı donanması Barbaros Hayrettin Paşa 1533′de Kaptan-ı Derya olana kadar Akdeniz’de herhangi bir varlık gösterememiştir. Osmanlı’nın kazandığı Preveze Savaşı bu durumda dönüm noktası olmuştur. 1538 senesi kişinin sonlarına doğru Kanuni, vezirlere kendi masrafları ile hazırlayıp teçhiz etmelerini emreylediği 150 gemi henüz hazır değilken, Barbaros Hayreddin Paşa’ya denize açılmasını emreder. Bu arada Andrea Doria’nin Girit’e geldiği haberini alan Barbaros, 7 Haziran 1538 günü İstanbul’dan hareket edip Akdeniz’e açılır. Kendisine 3.000 yeniçeri ile bazı sancakbeyleri (Kocaeli Beyi Ali Bey, Teke sancağı Beyi Hürrem Bey, Seyda sancak Beyi Ali Bey ve Alâiye Beyi Mustafa Bey) katılmışlardı.

Barbaros komutasındaki Osmanlı donanması, Preveze’ye yönelirken Rodos civarındaki bazı adalara da uğrar. Donanma Modon açıklarında iken Andrea Doria’nin Preveze’ye zapta çalıştığı, fakat sonradan kuşatmayı kaldırarak müttefik Haçlı donanmasının harekât üssü olarak kararlaştırdığı Korfu’ya çekildiği haberi gelir. Osmanlıların, Ege’deki bu harekâtı üzerine Korfu’da toplanan Venedik donanmasına, Alman, İspanyol, Portekiz, Malta, Ceneviz ve Papalık gemileri de yardıma gelecekti. Hayrettin’in emrinde 122 kadar gemi vardı. Andrea Doria’nın idaresindeki Haçlı donanmasının savaş yapabilen (savaş gemisi) gemi mevcudu ise 302–602 arasında idi.Bunlardan 162′si kadırga idi. Bu gemilerde 2500 top ve 60.000 asker vardı. Su halde şayi itibariyle Osmanlı donanması düşmana nazaran üçte bir olduğu gibi top itibariyle de 16/1 idi. Bundan başka Barbaros idaresinde bulunan Osmanlı donanmasında 8.000 cenkçi askere karsı müttefiklerin gemilerinde forsalar hariç altmış bin asker bulunuyordu.

24 Eylül 1538′de Preveze önlerine gelen Barbaros, harp vaziyeti alır. Bir gün sonra Preveze önlerine gelen Doria da Barbaros’un bulunduğu yerin iki mil açığına demir atar. Andrea Doria, Barbaros’u Preveze’den çıkarıp savaşa girmeye mecbur etmek için 27 Eylül’de İnebahtı’ya hücumda bulunmak üzere harekete geçer. Ayni günün sabahı Osmanlı donanması da Korfu istikametinde harekete geçmişti. Güneş yükseldiğinde müttefik Haçlı donanmasının komutanı olan Dorya, Osmanlı donanmasını arkasında görüp şaşırır. Bu şaşkınlığı ile savaşa girip girmeme hususunda tereddüdüler geçirir. Bu şaşkınlığından biraz kurtulduktan sonra harp vaziyeti alır. İki taraf Ayamavra Adası’nın bati kıyısında üç dört mil açıkta karşı karşıya gelirler.Bunun üzerine Barbaros, alınacak tedbirleri kararlaştırmak üzere harp meclisini toplar. Sonra da donanmaya harp nizamı aldırır.

Bu muharebede Osmanlı Donanması hilâl seklinde tertibat alır. Arkada Turgut Reis idaresinde ihtiyat kuvvetleri bulunuyordu. Osmanlıların hilâl nizamına karşılık Haçlı donanması, borda nizami almış ve birbiri arkasında üç saf teşkil etmişti. Bu sırada rüzgârın güneyden esmesi, Osmanlılar için büyük bir tehlike meydana getiriyordu. (Barbaros Hayreddin Pasa, Katip Çelebi’nin ifadesine göre Kur’an’dan ayetleri yazdırdığı sayfaları deniz yüzüne serptirip Allah’a niyazda bulunur. Bunun üzerine rüzgâr hafifleyip yön değiştirir.)
Barbaros, gemilerini hilal şeklinde yan yana dizerek savaş düzeni alır. Sağ kanat komutanlığını Turgut Reis’e, sol kanadınkini de Salih Reis’e vererek kendisi ortada yer alır.Düşmanın sayıca üstünlüğü karşısında bir yarma harekatına girişen Barbaros, müttefik Haçlı filosunun gerilerine kadar ilerler. Osmanlı donanmasının kendisini çevirdiğini gören Dorya, ancak ertesi gün (28 Eylül) donanmasını harekete geçirebilir. Böylece, büyük bir bozguna uğratılan müttefik donanmasının 36 teknesi ele geçirildiği gibi 2175 de esir alınır.Bu savaşta Türk donanmasının kayıpları ise oldukça azdı. Türkiye’de hala 27 Eylül günü Donanma Günü olarak kutlanmaktadır.Bu savaşta Akdeniz Türk gölü haline geldiği bazı tarihçilerce kabul edilir.

Boğdan Seferi
Süleyman, 8. Seferi’ni Kara Boğdan yani Moldovya üzerine yaptı.Kanuni, Macaristan seferi sırasında Voyvoda Petro Rares’e bir berat göndererek, burayı onun idaresine bırakmıştı. voyvodalık, her yıl Osmanlı Devleti ‘ne 4000 duka altın, 40 kısrak ve 20 tay göndermekle yükümlü tutulmuştu. Bunun içindir ki Voyvoda Petro Rares, Viyana seferi esnasında orduya elçisini göndererek sadakatini teyid ile bu seferinden de vergisi olan 4000 duka altın ile 40 kısrak ve 20 taydan ibaret olan vergisini bizzat takdim etmişti. Petro Rares, daha sonra gizlice Osmanlı Devleti ‘nin aleyhine çalışmaya başlamıştı. Osmanlı Devleti ‘nin o taraflardaki mutemede adamı olup Osmanlılar’a bağlı bir hükümet kurmak üzere Erdel’e gönderilmiş bulunan Venedikli Gritti’yi de öldürtmüştü.
Kanuni 1538 Mayıs’ında Boğdan üzerine yürümeyi kararlaştırır. Ancak bu kararını gizli tutar. Barbaros’un donanma ile denize açıldığı (7 Temmuz) ertesi günü İstanbul’dan hareket eden Osmanlı ordusu, Edirne’ye ulaşıp oradan hareket ettiği zaman Süleyman “Seferimiz Boğdan üzerinedir” diyecektir. Ordu, Sultançayırı denen mevkide iken Rares’ten gelen bir elçi, emre itaat edileceğini bildirmiş, ancak alınan haberlerden Rares’in samimi olmadığı anlaşılmış oldugundan sefere devam edilmiştir. Osmanlı ordusunun harekâtı karsisinda Rares, Transilvanya içlerine doğru kaçmaktan başka bir çare bulamamıştı.

Osmanlı ordusu ise Yas şehrini yakıp yıktığı gibi l6 Eylül l538′de Voyvodanın merkezi olan Suceva şehrini de alır. Bu şehrin müstahkem bir kalesi olmasına rağmen şehir halkı, mukavemet edemeyeceğini anladığından, kale anahtarlarını getirip Osmanlı kuvvetlerine teslim eder. Bunun üzerine Kanunî, şehirde umumi af ilan ederek beylerin kendi aralarından bir voyvoda seçmelerini ister. Seçilen voyvoda ise Petro Rares’in kardeşi Stefan Lacusta’dir. Kanunî, bu yeni voyvodaya bir de berat verir.
Bu seferin sonunda Osmanlılar, Prut ile Dinester nehirleri arasında kalan yerleri ellerine geçirmişlerdi. Elde edilen bu yerler, bir sancak haline getirilmişti.Bundan başka yıktırılan Kili kalesi yeniden inşa edilmiş, Akkerman ise müstahkem bir hâle getirilmişti. Yine bu esnada Bender şehri de ele geçirilmişti. Boğdan meselesinin hallinden sonra Osmanlı ordusu geri dönmüş, sefere katilmiş bulunan Kırım Hanı I. Sahip Giray’a da geri dönme izni verilmişti.
Osmanlı ordusunun dönüsünden sonra, beylerin seçtiği ve Kanunî’nin göreve getirdiği yeni voyvoda ile yeni idareciler, vaziyete hâkim olamazlar. Bunun üzerine Sultan Süleyman, Rares’i İstanbul’a davet ederek ikinci defa voyvodalığı ona verir.Boğdan Seferi Süleyman’ın en kısa süren seferlerinden birisidir.

Budin (Macaristan) Seferleri (İstabur Seferi)
Ferdinand, Macaristan’ı bırakma niyatinde değildiJan Zapolya’nın 1540 yılındaki ölümü üzerine Macaristan işleri karışmaya başladı. Zapolya’nın eşi kocasının ölümünden önce bir erkek çocuk dünyaya getirmişti. Kraliçe İsabella , İstanbul’a bir elçilik heyeti göndererek oğlu Sigismund’un Macar Kralı olması istirhamında bulunmuştu. Bu istirham üzerine Osmanlı Devleti , kendisine teminat vermişti. Jan Zapolya’nın ölüp yerine oğlu Sigismund’un geçmesini fırsat bilen Ferdinand Budin’i kuşattı.

Fakat Zapolya’nin öldüğünü duyan Ferdinand ile Şarlken’in kuvvetleri, Budin’i muhasara ederler. Bununla beraber herhangi bir basari elde edemezler. Bu durum karsisinda Macaristan’a yeni bir sefer yapılma mecburiyeti doğar.Osmanlı hükümdarı, 154l senesinin İlkbahar’ındaki hareketinden evvel, derhal Rumeli Beylerbeyi, arkasından da üçüncü vezir Sokullu Mehmed Paşa’yı 3 bin yeniçeri ve süvari kuvvetleriyle gönderir. Bundan sonra da bizzat kendisi sefere çıkar. Budin’i kurtarmaya giden kuvvetler, bir aydan fazla uğraştıkları halde Almanları kovamadı. Bu arada Budin’i almaktan ümidini kesen ve asil ordunun yaklaşmakta oldugunu duyan Ferdinand kuvvetleri, bir gece gizlice kaçmak istedilerse de muvaffak olamayarak tamamına yakın bir kısmi imha edilir. Ordugahları da Türklerin eline geçer. Başkomutanları olan Rokendorf yakalanarak Komaran mevkiinde öldürülür.
Bu savaş esnasında Avusturyalılar, ordugahlarının etrafına hendekler kazıp manialar koydukları ve “Istabur – Tabur” adi verilen istihkâmları yapmışlardı. Macarlarca bu tahkimata verilen “Tabur” adi, tarihlerimizde “Istabur” seklinde ifade edildiğinden, Kanunî’nin bu dördüncü Macaristan seferine “Istabur seferi” adi verilmiştir.Budin’e gelindikten sonra küçük kral, Padişah’ın şehir dışındaki karargâhına getirilir. Daha önce verilen karar gereği piyade kuvvetleri Budin’e girerler. Kraliçeye küçük Kral Sigismund büyüyünceye kadar Budin’in Türk idaresinde kalacağı söylenir.
Bu seferle Macaristan doğrudan doğruya Osmanlı topraklarına ilhak olunup on iki sancaklık Budin Beylerbeyliği teşekkül ettirilmiş oldu. Bu Beylerbeyliğe de Bağdat Valisi olup aslen Macar olan Süleyman Paşa tayin olunur. Bundan sonra Macaristan’da derhal arazi tahriri yaptırılmıştır. Böylece Macaristan, Osmanlılara, I. Ferdinand’a ve bir de Erdel’de Sigismund’a ait olmak üzere üç kısma bölünmüş olur.

Estergon Seferi
1543 Macaristan Seferi Budin’den dönen ve kışı Edirne’de geçiren Süleyman, İstanbul’a geldiğinde Ferdinand’ın elçileri gelerek eski isteklerini tekrarladılar. Buna göre Avusturya elçisi, Macaristan’ın terk edilip kendilerine verilme karşılığında senede 100.000 duka altın vergi vermeyi vaat ediyordu. Fakat böyle bir teklife sıcak bakılmadığından elçi, 9 Ekim l542′de geri dönmüştü.Bu arada Ferdinand, değişik milletlerden oluşan yaklaşık 80.000 kişilik bir ordu toplamıştı. Ferdinand’ın bu büyük hareketini Fransız elçisi vasıtasıyla haber alan Osmanlılar, Budin’e yardim göndermek için derhal hazırlıklara başlarlar. Tuna’yı takiben Peşte önlerine gelen bu büyük ordu, 8.000 kişilik bir kuvvet tarafından müdafaa edilen kaleyi muhasara altına alır. Osmanlı kuvvetlerine göre sayıca kat kat üstün olan bu ordu, yedi günlük bir kuşatmadan sonra bozguna uğrayıp geri çekilmek zorunda kalır.
Peşte kuşatmasının duyulması üzerine gerekli hazırlıklarını tamamlayan Sultan Süleyman, yanında oğlu Şehzade Bayezit oldugu halde 23 Nisan 1543′de İstanbul’dan Macaristan üzerine hareket eder. Bu sırada önden gönderilen Osmanlı kuvvetleri ile hudut beyleri, Pojega civarındaki bazı kaleleri, Nana ve Valpo gibi önemli iki kaleyi zapt ettikten sonra Sikloş’u kuşatırlar. Bu sıralarda Ösek’e gelmiş bulunan sultan, Sikloş’un kuşatılmasına yardıma gider. Böylece kale 8 Temmuz 1543′te alınır. Bu arada Peç şehri de teslim olmuştu. Bundan sonra sultan Budin’e gelir. Ardından Estergon üzerine varılır. Böylece şiddetli bir muharebe başlar.Dayanamayacaklarını anlayan kaledekiler, bir heyet göndererek 10 Ağustos l543′te teslim olurlar. Estergon’un fethi ile sonuçlanan bu seferde Ferdinand’ın elinden eski Macar krallarının merkezi olan Estergon ve Budin’in güney-batısında Macar krallarının kabirlerinin bulunduğu bazı yerler alınır. Böylece bu harekat sonucunda Budin’in emniyeti için civardaki kalelerin zaptı ve eyalete ilhakı gerçekleşmiş olur. Sultan, İstanbul’a dönüş sırasında Saruhan sancakbeyi olan oğlu Şehzade Mehmed’in Manisa’da vefat ettiği haberini aldı.İstanbul’a gedikten sonra da oğlunun cenazesinin Manisa’dan İstanbul’a getirilmesini emrederek Şehzade Camii yanına defnolunur.

Şarlken’in Cezayir Seferi
Barbaros Hayreddin Paşa, Osmanlı Donanması Kaptan-ı Deryası olmakla birlikte aynı zamanda Cezayir Beylerbeyi görevinde de bulundurmaktaydı. İstanbul’da bulunduğu sıralarda yerine evlatlığı Hasan’ı vekil olarak bırakmıştı. Hasan, Sicilya’dan Cebelitarık’a kadar Avrupa sahillerini tehdide ediyor ve taşınan kıymetli malları ele geçiriyordu.Bu tehdide ve tehlikeye bir son vermek isteyen Şarlken ya da V. Karl, bizzat kendisinin basında bulunduğu ordusu ile Cezayir üzerine yürüme kararı alır. 65 parça kadırga, 400′e yakin nakliye ve yelkensiz gemi ile Cezayir üzerine hareket eder. Imparatorun da yer aldığı Doria idaresindeki donanma, 20 Ekim l54l’de Cezayir sahillerine gelir. Böylece yirmi beş bin kişilik bir kuvvetle Cezayir kuşatılır. Ancak Cezayir kalesindeki Hasan Ağa’nın, az sayıdaki kuvvetinin büyük direnişi ve hava şartlarının elverişsizliği yüzünden Şarlken, Cezayir önlerinde büyük bir hezimete uğrar. Şarlken, fırtına yüzünden çoğu batmış bulunan donanmasını toparlayarak İspanya’ya zor bir şekilde dönebilir.




Fransa’ya yardım seferleri
Osmanlı Donanması 2 defa Fransa’ya yardım göndermiştir. 1. cisi Barbaros Hayrettin Paşa’nın yaptığı Nice, 2. cisi Turgut Reis’in yaptığı seferdir.

Hayrettin Paşa’nın Nice seferi
Şarklen, Trablusgarp’ı işgal ettikten sonra bu bölgeye Sen Jean Şövalyelerini yerleştirdi.Kazanılan Preveze Savaşı sonrası Osmanlı’ya karşılık vermek adına hazırlanana Haçlı Donanması Cezayir’e saldırdı. Şarlken, Fransa Kralı I. François ile yeniden mücadeleye girişir. Zaten tek başına Şarlken ile basa çıkamayacağını anlamış bulunan François, Preveze Savaşı’ndan sonra yeniden Osmanlılar’a yaklaşmak istiyordu. Bu sebeple Osmanlılardan yardim talebinde bulunur. Basından beri Fransızlarla iş birliğinden yana olan ve l532′de I. François ile ilişki kurmuş bulunan Barbaros’un da uygun görmesiyle Akdeniz’de Şarlken’e bağlı bulunan yerlere karşı ortak bir harekete karar verilir.Barbaros, Fransız donanması ile birlikte müstakil bir harekata memur edilir. Süleyman bu konuda Barbaros’a
Hayreddin! Seni Fransızlara yardım etmek ve İspanya üzerine yüklenmek üzere başkomutan yapıyorum. Bu seferki vazifen çok ağırdır. Çünkü Fransızlardan başka Akdeniz’de kimlerin donanması varsa, onlara meydan okuyacaksın. Kapıkulundan gerekli sayıda tüfekçiden başka, sana istediğin kuvvetleri de vereceğim.

demiştir. 29 Mayıs 1543′te yanında Fransız elçisi olduğu halde İstanbul’dan hareket eden Barbaros, ll0 gemilik filosuyla Massına, Reggio ve Ostia gibi İtalyan sahillerini vurduktan sonra 20 Temmuz’da Marsilya önlerine geldiğinde burada törenlerle karşılanır.Burada, Fransız donanmasının hazırlıklarının tamamlanmasından sonra 30 gemilik Fransız donanması ile müştereken Şarlken’in müttefiki ve Savoi Dükü olan Charles’in elinde bulunan Nice’i muhasara eder. Şehir, 20 Ağustos’ta ele geçirildiği halde, Fransızların dindaşlarına karşı yavaş davrnamasından dolayı iç kaleyi fethe lüzum görmediği ve Fransızların bu tavrına çok kızdığı için Barbaros, kuşatmaya son verir.[80]Bundan sonra Türk donanmasının kışı Toulon’da geçirmesi uygun görülür. Fakat altı ay kadar Güney Fransa’da kalan Barbaros, François’in, Şarlken ile anlaşması karşısında İstanbul’a dönmek zorunda kalır. Dönüş sırasında da Cenova’da esir bulunan Turgut Reis’le birlikte orada esaret hayati yasayan birçok Müslüman ve Türk esiri de kurtarır.O, Cenova’daki Müslüman esirleri kurtardıktan başka, oradan da birçok esir ve ganimet alıp 1544 senesinin yaz aylarında İstanbul’a döner. Sultan tarafindan büyük deniz gazasının kahramanı sıfatıyla kabul edildi. 1546′da Hayreddin Paşa öldükten sonra da fetihler durmadı.

Turgut Reis’in Seferi
Osmanlı Donanması l552 senesi ilkbaharında Kaptan-i Derya Sinan Paşa komutasında Bati Akdeniz seferine çıkar. Donanma, Fransa Kralı II. Henri’nin, Şarlken ile aralarında meydana gelen düşmanlık yüzünden Osmanlılar’dan yardim istemesi üzerine ikinci defa olarak Fransa’ya yardıma gidiyordu. Bu sefere Karlıeli sancakbeyi Turgut Reis de katılmıştı.Fransa elçisi Daramon da üç gemi ile Osmanlı donanması ile beraberdi. Başlangıçta Fransa’nın yardim talebini kabul etmeyen Kanunî, daha sonra Avusturya ile aralarındaki nazik durum karsisinda Fransa’ya yardıma karar verir. Karlıeli Beyi Turgut Reis, Sicilya kıyılarını vurmaya memur edilmişti. Donanma İtalya sahillerini dolaşarak Napoli’ye gelir. Orada Fransız donanması beklenir. Fakat beklenilen donanma gelmeyince yolda rastlanılır diye bir müddet kuzeye doğru seyredilir. Bu sırada Andrea Doria’nın Napoli tarafına geçeceği haber alınarak Turgut Reis’in tavsiyesiyle Ponza adaları tarafında pusu kurulur. Pusuya düşürülen Andrea Doria yenilerek Sardunya adasına doğru kaçar. 5 Ağustos l552′de cereyan eden bu hadisede Doria’nın 7 gemisi zaptedilir.

İkinci İran Seferi

Kanuni Avusturya seferinde iken Safevi Şahı I. Tahmasb Tebriz, Nahçıvan ve Van’ı ele geçirdi. Bunun üzerine Kanuni toplam 11, Azerbaycan üzerine 2. seferine çıktı. 1548′de Van ve Tebriz geri alındı.

Trablusgarp’ın fethi
Sultan, Trablusgarp’ın fethedilip, Müslümanlar’ın işgalden kurtarılması için hazırlıkların başlaması emrini verdi. Turgut Reis’e de bir Kur’an ve bir altın kılıç gönderip, Trablusgarp’ın fethine yardımcı olması emredilmişti. Eğer Trablusgarp fethedilirse bölgenin valiliği Turgut Reis’e verilecekti. Turgut Reis ile birleşen Osmanlı donanması Malta’nın yanındaki Gazo Adası zaptetti. Sonra, Trablusgarp Kalesi kuşatıldı. Kale 15 Ağustos 1551′de teslim oldu.Kaptan-ı Derya Sinan Paşa’nın Trablusgarp Valiliği’ni Turgut Reis’e verdirtmeyip, Tacura Sancakbeyi Murad Bey’i vali olarak tayin etti. Bunun üzerine Turgut Reis de donanmadan ayrıldı. Turgut Reis donanmayı terk edince leventlerin büyük bir kısmı da Reis’in ardından gitti. Turgut Reis denizcilerin bir kısmını Osmanlı donanmasına geri döndürdü.Daha sonra Turgut Reis’e Karlıili Sancakbeyliği verildi. 1554′te Kaptanıderya Sinan Paşa’nın ölümüyle reisin önündeki en büyük engel kalkmıştı. Bir süre sonra İstanbul’a gelen Turgut Reis, Kanunî’ye kendisine Trablusgarp Valiliği vereceği vaadini hatırlatınca, padişah tarafından 1556′da Libya Valiliği’ne tayin edildi.



Hint Deniz Seferleri
Akdeniz’de Osmanlılar’la Hristiyan Akdeniz devletleri arasında her iki taraf için de yıpratıcı deniz savaşları yapılırken, Osmanlı Devleti 1538′den başlayarak Hint Okyanusu’nda Portekizliler ile mücadeleye girişti Osmanlı Devleti’nin Hint Okyanusu için mücadelesi 1669′a kadar sürdü.Bu süre içinde birkaç kez Hindistan’a, bir kez de Sumatra Adası’na donanma gönderildi; Yemen, Habeşistan ve bazı Afrika ülkeleri Osmanlı Devleti’ne katıldı. Hint Okyanusu’nda Portekizlilere karşı bazı deniz başarıları elde edildi ise de, Osmanlılar Hint Okyanusu’nda kesin bir üstünlük sağlayamadılar. I. Deniz Seferi Kanuni, İspanyol ve Portekiz donanmalarının bulunduğu Hint Okyanusu’na sefer düzenledi. Düzenlenen ilk seferde Hadım Süleman Paşa Yemen’i aldı. 1551 yılında düzenlenen ikinci seferde Osmanlı donanmasının başında Piri Reis vardı.Bu seferde Maskat’ı aldı ardından Piri Reis 1552′de Umman ve Basra üzerine 30 gemiyle çıktığı seferde, Hürmüz Kalesi’ni kuşatmıştı. Portekizlilerden aldığı haraç karşılığı kuşatmayı kaldırdı ve donanmasıyla Basra’ya döndü. Tamire muhtaç donanmayı orada bırakıp ganimet yüklü üç gemi ile Mısır’a döndü, gemilerden birisi yolda battı.Donanmayı Basra’da bırakması kusur sayıldığı için Mısır’da hapsedildi. Basra valisi Kubat Paşa’ya ganimetten istediği haracı vermemesi, Mısır Beylerbeyi Mehmet Paşa’nın politik hırsı yüzünden hakkında padişaha olumsuz rapor verildi ve dönemin padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın fermanı üzerine 1554′te boynu vurularak idam edildi. İdam edildiğinde 80 yaşının üzerinde olan Piri Reis’in terekesine devletçe el konuldu. III. Deniz Seferi’nin başında olan Seydi Ali Reis pek de büyük bir çatışma olmadan seferini tamamladı.Gördüklerini Mir’at-ül Memalik adlı seyahatnamede topladı. Bu seyahatname Osmanlıda’ki ilk seyahatname örneğidir.

Erdel Seferi
1551′de Alman kuvvetleri Erdel’e girdi. Sultan, Alman kuvvetlerinin Erdel’e girdiğine kani olunca Avusturya elçisinden durumu sordurtarak onu haps ettirdiği gibi Rumeli Beylerbeyi Sokullu Mehmed Paşa’yı Erdel üzerine yürümekle görevlendirmişti. 10 Temmuz 1551′de Sofya’dan hareket eden Sokullu, bir müddet sonra 7 Eylül’de Slankamen’den ayrılarak Beçe önlerine gelip burayı ele geçirir. Ayrıca, Beçkerek ve Çanad’dan başka 12 kaleyi daha zapt ederek Osmanlı hâkimiyetine katar. Lipva’yi da kolaylıkla ele geçirdikten sonra Temeşvar’ı kuşatır. Fakat iklim şartlarının müsait olmaması üzerine Belgrad’a döner. Kara Ahmet Paşa daha sonra Temeşvar’ı fetheder.

Sokullu Mehmed Paşa’nın çekilmesi üzerine Avusturya ordusu Erdel’e girerek Lipva’yi geri aldığı gibi Segedin’i de muhasara eder. Bu sırada Segedin sancakbeyi olan Mihal oğlu Hızır Bey’in iç kaleye kapanıp, Budin Beylerbeyi olan Hadim Ali Paşa’yı keyfiyetten haberdar etmesi üzerine Segedin önlerine gelen Ali Paşa, Avusturya ordusunu imha etmişti. İki taraf arasındaki savaş 1562 yılına kadar sürer.Bu tarihte Ferdinand, Busbecq adındaki elçisini anlaşmak üzere İstanbul’a gönderir. Yine bu sırada Şarlken’in çekilmesinden dolayı Ferdinand beş seneden beri Alman İmparatoru bulunuyordu. Böylece en son olarak Ferdinand, Erdel’den vaz geçmiş ve eskisi gibi elinde bulunan Macaristan için 30.000 duka altını kabul ile sekiz senelik bir barış imzalamıştı (1562).

Nahcivan Seferi
Safeviler 1553 yılında tekrar saldırıya geçti ve Erzurum’u kuşattı. Bunun üzerine 12. Seferini de (1553-1555) Azerbaycan’a yaptı. Bu sefere Nahcivan Seferi de denir.1554 yılında Osmanlı Ordusu Kars’a geldikten sonra, Erivan, Nahcivan ve Karabağ’ı alarak yakıp yıkmıştı.Bunun üzerine Şah Tahmasp, o sırada ordusu ile Amasya’ya dönmüş olan Kanuni Süleyman’a elçi göndererek mektupla barış istemiştir. Şah, bu mektubunda Osmanlılara karşı dostluğunu belirttikten ve Bağdat’ı Osmanlılara bıraktığını bildirdikten sonra, Azerbaycan hacılarının, İslam’ın kutsal yerlerini ziyaret etmelerine izin verilmesini diliyordu. Padişah verdiği cevapta Azerbaycan’ın İran’a bırakıldığını ve istenilen iznin de verildiğini bildirmiş, Şah tarafından bozulmadığı müddetçe, barışın devam edeceğini garanti etmiştir.1555 yılında yapılan Amasya Antlaşması’na göre Tebriz Azerbaycan’a Bağdat ve Gürcistan’ın bir bölümü Osmanlılar’a bırakıldı.Osmanlı İmparatorluğu ile Safevi İmparatorluğu arasında yapılan ilk yazılı antlaşmadır.Böylece sonuçlanmış olan İran Savaşları, Osmanlı Devleti ‘ne Anadolu’nun savunulması bakımından önemli olan Doğu Anadolu’yu kazandırmış ve Hint ticaret yolunun geçtiği Irak arazisinin ele geçirilmesini sağlamıştır.



Şehzadelerin kavgası
1553′de Şehzade Mustafa olayı yaşandı. Mustafa, I. Süleyman’ın Mahidevran Sultan’dan olan ilk çocuğudur. Şehzade Mustafa yetişkinliğe ulaşınca Osmanlı geleneğine uyarak Amasya’ya vali olarak gönderildi. Yine gelenek olduğu üzere annesi Mahidevran Sultan da oğluyla birlikte Amasya ‘ya gitti. Şehzade Mustafa’nın I. Süleyman’ın en büyük oğlu olması ve sevilen bir şehzade olması nedeniyle babasından sonra tahta çıkması bekleniyordu. Ancak Mustafa, İran Şahı Tahmasp’a kendisinin veliaht olmasından dolayı padişah olacağına dair mektuplar gönderdi. Osmanlı yöneticileri Mustafa’nın büyük tehlike haline geldiğini savundu. Sonuçta Mustafa, 1553 yılında Ereğli ovasında boğduruldu.
Bazı yazarlar Mustafa’yı, bazıları I. Süleyman’ı bir kısmı ise Hürrem Sultan ve Damat Rüstem Paşa’yı eleştirir. Bu olaylardan bir süre sonra ise Şehzade Bayezit ayaklandı ve sonra İran’a gitti. Şah ise barışı bozmamak için şehzadeyi öldürttü. Bu olayda bazı yazarlar Şehzadeyi haksız bulurken, bazı yazarlar II. Selim’i bazı yazarlar ise Safevi Devleti’ni tahtta şehzade bırakmamak amacıyla komplo kurduğunu belirtir.

Cerbe Deniz Muharebesi
1560 yılında Turgut Reis ve Piyale Paşa komutasında Osmanlı donanması ile Andrea Doria komutasındaki çoğunluğunu Haçlı askerlerinin oluşturduğu İspanyol donanması arasında yapılan savaşı Osmanlı İmparatorluğu kazandı.Savaşda Haçlı donanmasının yarısı batırıldı. Cerbe Muharebesi’nde Osmanlı Akdeniz’de hakimiyetinin zirvesine çıkmıştır. Türklerin Akdeniz’deki yenilmezliği 1571 İnebahtı Savaşı’na kadar devam etmiştir.

Malta Kuşatması
Trablusgarp ve Cezayir’in güvenliği için Malta’nın da alınması gerekiyordu.1565 yılında Turgut Reis’in ve Piyale Paşa’nın komutasındaki deniz askerleri (leventler) Malta Adası’nı kuşatma altına aldı. Ancak kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı ve Turgut Reis savaşta aldığı darbe ile vefat etti.Ancak 1566 yılında I. Süleyman’ın vefatına az kala Piyale Paşa komutasındaki gemiler Sakız Adası’nı fethetmişlerdir.

Zigetvar Seferi
Avusturya Arşidükü Maksimilyan’ın İstanbul Antlaşması’nı bozması, vergisini ödememesi ve Erdel’e girmesi üzerine Son seferini (13. seferi) de Zigetvar Beyi Zirini üzerine yaptı.Yaklaşık 1 ay süren kuşatma sonrası Zigetvar Osmanlı’ya katıldı.[105]Aslında hedef Viyana’ydı. Ancak Sokullu Mehmet Paşa ordunun yetersiz olduğunu düşündüğünden kale kuşatıldıktan sonra İstanbul’a geri döndü. Zigetvar fethedilmeden bir gün önce, 6 Eylül 1566 tarihinde Süleyman vefat etti. Savaş sırasında Kanuni’nin öldüğü askerlere söylenmedi. Bu durum askerlerin moralinin bozulmaması için yapılmıştır. Süleyman’dan sonra tahta II. Selim geçti.Sultan Süleyman saltanatında 9 sadrazam, 7 de şeyhülislam ve 10 Kaptan-ı Derya görmüştür.

Kapitülasyonlar
Kapitülasyon, bir ülkenin vatandaşı olan, ya da olmayan kişilere ülkenin hükümdarı tarafından verilen ayrıcalık hakkıdır. Tarihte kazandığı özel anlamla kapitülasyon, bir ülke tarafından başka bir ülkenin vatandaşlarına verilen ticari ayrıcalıklar bütünüdür.[14]İlk defa 1352′de Cenevizlilere verilen Kapitülasyonlar daha sonra çeşitli devletlere verildi. Fransa’ya 1535 yılında Fransa ile dostluk havası içerisinde iken Fransızların hazırladığı Kapitülasyon taslağı Osmanlı padişahınca tasdik edilmemişti.Bu taslağa göre eşit şartlar ve mütekabiliyet esası getiriliyordu. Halbuki Osmanlı Devleti padişahın tek taraflı yemini “Ahdi” ile verildiğinden Ahidname diye adlandırılmıştı ve her padişah değiştiğinde yenilenmesi gerekiyordu. Resmen ilk Fransız Kapitülasyonu, Süleyman’ın ölümünden 3 yıl sonra 1569 yılında verildi.
I. Süleyman devrinde gelişmeler
Görsel sanatlar
Mimari eserler
I. Sultan Süleyman 46 yıl saltanatta kaldı. I. Süleyman döneminde imar faaliyetleri devam etti ve ilk iş olarak babası Yavuz Sultan Selim tarafından temelleri atılan İstanbul Sultan Selim Camii’ni tamamladı. Bunun dışında vezirleri birçok yerde adlarına camii, külliye, medrese, hamam ve vakıf yaptırdılar (örn. Rüstem Paşa Camii, Çoban Mustafa Paşa Külliyesi, Bozöyük Kasım Paşa Camii vb.) Bu dönemin en büyük mimarı Mimar Sinan olarak kabul edilir. Sinan, Sultan Süleyman devri ve sonrasında 92 camii, 52 mescit, 57 medrese, 7 darül-kurra, 22 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa (hastane), 5 su yolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 de hamam olmak üzere 375 eser vermiştir.Ayrıca Süleyman, su yollarına önem vermiş ve birçok eski barajdan İstanbul’a su getirtmiştir.Sultanın en önemli yaptırdığı hayrı ise Süleymaniye Camii olarak kabul edilir.Hatta bu camii ile ilgili olarak birçok rivayet mevcuttur. Bunun dışında Bizans döneminde kalan çeşitli su kemerlerini çeşitli yollarla İstanbul’a getirtti. Süleyman, mimariye çok önem veriyordu.
Ordunun durumu
Hazine
Kanuni Sultan Süleyman döneminde sadece Sivas Eyaleti’nde 20 milyon altın varken Avrupa’nın tüm altını 50 milyondu.
Kişiliği
Kanuni, başarılı bir asker, kudretli olarak kabul edilen bir devlet adamı, eşine nadir rastlanan bir devlet teşkilatçısıydı. Kanuni ünvanını kanunları yenileyip ek kanunlar yapıp, bunlara önem verdiği için verildi.
Osmanlı’nın her çeşit yapılanması bu dönemde yükseldi. Ayrıca başarılı bir şair olan I. Süleyman, Muhibbî veya vezin gereği nadiren de olsa Muhib, Sultan Süleyman, Meftûnî, Âcizî mahlaslarını kullandığı hacimli divanında tam 2779 adet gazel bulunmaktadır ki, Divan şairleri arasında en fazla gazel yazmış olan Zâtî’nin bile ulaştığı gazel sayısı 1825′tir. Kanuni böylece Divan edebiyatının gazel rekorunu kırmıştır.
I. Süleyman’ın en ünlü şiiri:
« Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi
Saltanat didükleri ancak cihan gavgasıdır
Olmaya baht u saadet dünyada vahdet gibi
Ko bu ıyş u işreti çün kim fenadur akıbet
Yâr-ı baki ister isen olmaya tâat gibi
Olsa kumlar sagışmca ömrüne hadd ü aded
Gelmeye bu şîşe-i çarh içre bir saat gibi
Ger huzur itmek dilersen ey Muhibbî fârig ol
Olmaya vahdet cihanda kûşe-i uzlet gibi »
Muhibbî (I. Sultan Süleyman)
I. Süleyman, fermanlarının başında kendisini ve devletini daha çok överdi. Çünkü Osmanlı Devleti çok güçlenmişti. Bir fermanının başlangıcı buna örnektir;
“Ben ki Sultan-i salâtin-i zaman burhân-i havakın-i avân tâc-bahs-i husrevân-i cihan zillullâhi’1-meliki’l-mennân Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Şam ve Halep ve Karaman ve Rûm’un ve vilâyeti-i Dulkadriye’nin ve Diyârbekir’in ve Azerbaycan ve Van’ın ve Budun ve Tamisvar vilâyetlerinin ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve Halilü’r-Rahmânin külliyen diyâr-i Arab’ın ve Yemen’in ve Bağdad ve Basra ve Cezayir vilâyetlerinin ve dahi nice memleketlerin ki âbâ-i kiram ve ecdâd-i izamim -enârallâhü berâhinehüm- kuvvet-i kahire ile fetheyledikleri ve cenabı-i celalet-meâbim dahi tig-i âtes-bâr simsîr-i zafernigârim ile fetheyledigim nice diyarın sultanı ve pâdişâhı hazret-i Sultan Bâyezıd oğlu Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleyman Şah Hân’ım”
Ailesi
Eşleri
Fülane Hatun:Şehzade Mahmud’un annesi
Hürrem Sultan:Kanuni nikahla almıştır. Ukrayna asıllıdır.4 Şehzade ve 1 Kadın Sultan’ın annesi
Mahidevran Sultan: Şehzade Mustafa’nın annesi
Gülfem Hatun: Şehzade Murad’ın annesi
Erkek çocukları
Şehzade Emirhan (1512-1533)
Şehzade Mahmud(1512-1521)
Şehzade Mustafa (1515-1553)
Şehzade Mehmed(1521-1543)
Şehzade Abdullah (1522-1524)
II. Selim(1524-1574)[121]
Şehzade Bayezid(1525-1562)
Şehzade Cihangir(1531-1553)
Kız çocukları
Mihrimah Sultan(1522-1578)
Raziye Sultan
Fatma Sultan
Doğum ve ölüm tarihleri bilinmeyen Şehzade Ahmet,Şehzade Abdullah,Şehzade Abdullah,Şehzade Mehmed adında oğulları olduğu bilinmektedir. Doğum ve ölüm tarihi bilinmeyen Şehzade Mehmed bazı kaynaklara göre Hürrem Sultan’ın oğludur ve küçük yaşta bir çocuk hastalığından ölmüştür.

kaynak: süper beyin dergisi

Kanuni Sultan Süleymanın Yaptığı Seferler ve Fetihler



Osmanlı Devleti'nin onuncu sultânı ve İslâm halîfelerinin yetmiş beşincisi. Babası Yavuz Sultan Selim Han, annesi Âişe Hafsa Sultan olup, Kânûnî lâkabıyla meşhur oldu. Avrupalılar Büyük Türk ve Muhteşem Süleyman lâkaplarını verdiler.
On beş yaşına kadar Trabzon’da kalarak, Yavuz Selim’in vazîfelendirdiği devrin âlimlerinden ders aldı. 6 Ağustos 1509’da dedesi İkinci Bâyezîd Han (1481-1512) tarafından Kırım Yarımadasındaki Kefe Sancağı Beyliğine gönderildi. Yavuz Sultan Selim Han, 1512’de Osmanlı tahtına geçince Kırım’dan İstanbul’a çağrıldı. 1513’te Saruhan (Manisa) Sancak Beyliği verildi. Yavuz Sultan Selim Hanın 1514 İran ve 1516 Mısır seferlerinde Rumeli’nin muhâfazasıyla vazîfelendirilerek, Edirne’de oturdu. Yavuz Sultan Selim Hanın vefâtında, Manisa’da bulunan Şehzâde Süleyman, Vezîriâzam Pîrî Mehmed Paşa vâsıtasıyla İstanbul’a dâvet edilip, 30 Eylül 1520’de tahta çıkarak, onuncu Osmanlı Sultanı ve yetmiş beşinci İslâm Halîfesi oldu. Pîrî Mehmed Paşayı vezîriâzamlık makâmında bırakarak, Dîvân-ı Hümâyûna ilk defâ dördüncü bir vezir olarak Kâsım Paşayı tâyin etti. Memleketin iç işlerini düzeltip, Osmanlı ülkesinde huzur ve sükûn temin ettikten sonra, Avrupa seferlerine başladı.

Avrupa Seferleri

Belgrad Seferi: Yavuz Sultan Selim Han (1512-1520) devrinde Osmanlı Devleti doğu siyâsetini tâkip ederek, hudutlarını emniyete almıştı. Bu sebeple Sultan Süleyman Han, doğudan emin olarak ilk seferlerini Avrupa üzerine yaptı. Macar Kralı II. Layoş’un, Kutsal Roma Cermen İmparatoru Şarlken’e güvenerek, Osmanlı elçisine düşmanca davranması üzerine, Orta Avrupa’nın kilidi sayılan ve önceki devirlerde üç defâ kuşatılıp alınamayan, Belgrat üzerine sefere çıktı. 18 Mayıs 1521’de İstanbul’dan hareket eden Kânûnî Sultan Süleymân Han, 29 Ağustosa kadar şehrin çevresindeki kaleleri fethettirdi. 29 Ağustos 1521’de Belgrat Kalesi de teslim alınarak, 30 ağustos Cumâ günü, şehrin en büyük kilisesi câmiye çevrilip, Cumâ namazı kılındı. Belgrat’ın îmârı için hazîneden büyük yardımlar yapıldı.
Mohaç Seferi: Macar Kralı II. Layoş’un; Şarlken ile akrabâlık kurup, Osmanlı Devletine karşı İran Safevî Devleti ve Sultan Süleyman Hanın hâkimiyetindeki Eflâk ve Boğdan beylikleriyle ittifak kurması, Papalığın Haçlı rûhu ile Hıristiyanları kışkırtması ve esir Fransız Kralı için annesinin, Osmanlı Sultânından yardım istemesi üzerine bu sefer tertip edildi. 23 Nisan 1526’da İstanbul’dan hareket eden Kânûnî, 29 Ağustos 1526’da Macaristan ve Haçlı ordusunu Mohaç Meydan Muhârebesinde büyük bir mağlûbiyete uğratarak, zafer kazandı (Bkz. Mohaç Meydan Muhârebesi). Macaristan Krallığının başşehri Budin (Budapeşte) dâhil Macaristan, Erdel (Transilvanya) Türklerin hâkimiyetine geçti.

Avusturya Seferi: Mohaç Meydan Muhârebesinden sonra, Macaristan’da askerî harekât bitti. Fakat siyâsî faaliyetler başladı. Osmanlı pâdişâhının, Budin muhâfazasına ahâlinin de arzusuyla tâyin ettiği, Erdel Voyvodası Zapolya’ya karşı, Viyana Arşidükü Ferdinand, Macar kralı olmak için harekete geçti. Ferdinand 1527’de Macaristan’a girip Zapolya’yı mağlûp ederek, Budin’i işgâl etti. Macaristan’daki hudut hâdiseleri ve Zapolya’ya yardımda bulunmak üzere Sultan Süleyman Han, 10 Mayıs 1529’da Avusturya Seferine çıktı. Ferdinand’ın işgâlindeki Budin 8 Eylül 1529’da teslim alındı. Zapolya 14 Eylülde Osmanlıya sâdık kalmak şartıyla Kral Yanoş ünvânıyla Macar tahtına geçirildi. Osmanlı Ordusu 22 Eylülde Avusturya’ya girdi ve 25 Eylülde Viyana önlerine geldi. Viyana’nın teslimini isteyen Sultan Süleyman Han, teklifin kabul edilmemesi üzerine; 27 Eylül 1529’da şehri kuşattı. (Bkz. Viyana Kuşatmaları)



1529 Avusturya Seferinde Türk akıncıları, Osmanlı Târihinin en büyük akın hareketini yaptılar. Avusturya, Güney Almanya toprakları Türk akıncılarınca çiğnenerek, bütün Avrupa Osmanlıların azametini, şâşaasını gördü. Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru Şarlken korktuğundan, meydan muhârebesi için ortaya çıkamadı. Mevsim ve şartların elverişsiz olması üzerine Osmanlı pâdişâhı, ordusuyla 16 Ekim 1529’da Viyana’dan Budin’e hareket etti. 1530’da Arşidük Ferdinand’ın elçi heyeti İstanbul’da sultanla görüştü. İsteklerinde samîmî olmayan Ferdinand, sulh görüşmeleri yapılırken tekrar Budin’i kuşattırdı. Şehir, Türk kuvvetleri ve Macarlar tarafından müdâfaa edilerek, kuşatma kaldırtıldı.

Alman Seferi: Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru Şarlken’in ve kardeşi Avusturya ve Bohemya Kralı Ferdinand’ın Macaristan’ın içişlerine karışması üzerine Kral Yanoş, Sultan Süleyman Handan yardım istedi. Pâdişah, 25 Nisan 1532’de Alman seferine çıkıp, yüz yirmi bin mevcutlu ordusuyla Avusturya’yı zaptetti. Şarlken, 250.000 kişiden fazla Hıristiyan ordusuyla Osmanlıların karşısına çıkmaya cesâret edemedi. Osmanlı Sultanının Alman Seferi de, düşman ülkesinin ezilmesi ve Avusturyalılardan birçok kaleyi almasıyla netîcelendi. Sultan Süleyman Hanın, Alman Seferi münâsebetiyle Orta Avrupa’da bulunmasından korkup, meydan muhârebesinden kaçan Şarlken, 22 Haziran 1533 târihli İstanbul Antlaşmasıyla Osmanlı Devletinin ve Sultânın üstünlüğünü kabûl etti. İstanbul Antlaşmasına göre:

1) Kral Ferdinand, Sultan Süleyman Hanı baba ve metbû (kendisine tâbi olunan, uyulan) bilecek ve ancak “kardeş” diye hitâp ettiği vezîriâzamla eşit sayılacaktır. 2) Kral Ferdinand, Osmanlı ülkesine tecâvüz etmeyecek ve Sultan da Avusturya ülkesiyle ahâlisini kendi tebaası bilecektir. 3) Kral Ferdinand, Macaristan üzerindeki verâset iddialarından vazgeçecek; Macaristan’ın batısı ve kuzey batısındaki arâzisinin hâkimi olacaktır. 4) Macar Kralı Yanoş ile Kral Ferdinand arasında, Osmanlıların uygun göreceği hudut geçerli olacaktır. 5) Eski Kraliçe ve Ferdinand’ın kızkardeşi Maria’nın kocasından mîras kalan mâlikhâne, geçimi için ihsân edilecektir. 6) Bu antlaşma geçici değil, devamlıdır.

Avrupa’da, Fransa’dan başka Avusturya’nın da Osmanlı Sultanının himâyesini kabul etmesiyle Şarlken’in “Avrupa İmparatorluğu” kurma projesi gerçekleşemedi. Türklerin tâkip ettiği cihânşümûl dünyâ hâkimiyeti siyâseti gereğince, Kânûnî Sultan Süleyman Han ve Osmanlı Devleti, Avrupa’da tek başına söz sâhibi oldu.

Boğdan Seferi: 
Osmanlı Devletinin düşmanlarıyla işbirliği yapan Boğdan Voyvodalığının bâzı hareketleri üzerine sefere karar verildi. 8 Temmuz 1538’de İstanbul’dan hareket eden pâdişahın, Avrupa içlerine ilerlerken düşman ülkesinde bile ahâlinin canına, ırzına, malına, mülküne ve hattâ tarlasındaki ekili mahsûlüne zarar verdirtmeden hareketi güzel bir adâlet örneği oluyordu. Mîmar Sinan bu seferde, kenarı bataklık bir arâziye sâhip, Prut Nehri üzerine büyük ve sağlam bir köprü yaparak Osmanlı ordusunun yoluna devâm etmesini temin etti. 15 Eylül 1538’de Boğdan Voyvodalığının merkezi Suçava’ya girildi. Ahâli İslâm dîninin adâletini temsil eden ve Avrupa’ya medeniyet götüren Osmanlıyı istediğinden, Voyvoda kaçmak mecbûriyetinde kaldı. Boğdan meselesini halleden Sultan Süleyman Han, büyük ganîmetlerle 27 Kasım’da İstanbul’a döndü.

Budin Seferi: Osmanlı Devletine tâbi Macaristan Kralı Yanoş ölünce, Kral Ferdinand fırsattan istifâdeyle Budin’e büyük bir Avusturya-Alman ordusu sevk etti. Macar Kraliçesi İsabelle, Sultan Süleyman Handan ve ordusundan yardım istedi. 20 Haziran 1541’de İstanbul’dan hareket eden pâdişahın yaklaşmakta olduğunu haber alan düşman, Tuna Nehrini geçmeye çalışırken, Osmanlı ordusunun mâhirâne hareketiyle 21/22 Ağustos gecesi imhâ edildi. İstabur Zaferiyle Budin ve Macaristan, antlaşmaya sâdık kalmayan Avusturya-Alman Kralı Ferdinand’ın istilâsından kurtarıldı. Macaristan Osmanlı Devletine katılarak, 30 Ağustos 1541’de Budin Beylerbeyliği ve idâre teşkilâtı kuruldu. Kral Yanoş’un ve Kraliçe İsabelle’nin bir yaşındaki oğlu Sigusmund Yanoş, Erdel Banlığına tâyin edildi. Budin’in en büyük kilisesi câmiye çevrilip, “Fethiye” adı verildi. Kânûnî bu câmide, Ebüssü’ûd Efendinin imâmetinde 2 Eylül 1541’de ilk Cumâ namazını kıldı. Budin’de adâleti tesis ettirdi. Defâlarca verdiği sözü tutmayarak, tekrar riyâkârca Macar Krallığına tâlib olduğunu iddiâ eden Kral Ferdinand’ın isteği Osmanlı Devletince reddedildi.

Kral Ferdinand, 1542 yazında, yıllık haraç karşılığında Macar Krallığının kendisine verilmesini tekrar teklif ettiyse de bu teklif dikkate alınmadı. Ferdinand, Budin’in bir Türk eyâleti olmasından ürkerek, telâşa kapıldı. Avrupa’da Türk-İslâm tehlikesinden bahsederek, propagandaya başladı. Avusturya, Alman ve diğer Avrupa milletlerinden 100.000 mevcutlu büyük bir Hıristiyan ordusu topladı. Peşte Kalesini kuşatan müttefik Avrupa ordusuna karşı, Budin Beylerbeyi Yahyâ Paşazâde Bâli Bey, sekiz bin askerle müdâfaada bulundu. 17 kasım 1542’de Osmanlı ordusunun başında istanbul’dan hareket eden Sultan Süleyman Han, henüz yoldayken, 24 Kasım’da düşmana karşı gece taarruzuyla Peşte Zaferi kazanıldı. Müttefik Avrupa orduları perişan bir hâlde kaçarken imhâ edildi. Düşmanlardan pek çok esir ve ganîmet alındı. Zafer haberi pâdişâha ulaşınca Edirne’de kaldı.

Avusturya Seferi: Estergon Seferi de denilen bu sefere, Osmanlı eyâleti hâline gelen Budin’in emniyet ve teşkilâtını pekiştirmek için çıkıldı. Pâdişahın emriyle Budin Kalesine İslâm ahâli iskân edilip, dînî müesseselerin yapımına başlandı. Âlimler tâyin edilerek Avrupa’ya İslâm dîninin daha da yayılarak, yerleşmesi için faaliyetler genişletildi. 23 Nisan 1543’te İstanbul’dan hareket eden Kânûnî yol boyunca alınması lüzumlu mevkileri fethettirerek 29 Temmuz 1543’te Tuna Nehri sâhilinde ve Budin yakınlarındaki başpiskoposluk merkezi Estergon önüne vararak şehri kuşattı.

Estergon Kalesindeki Alman, İtalyan ve İspanyol muhâfız askerleri teslim teklifini kabul etmeyince, devrin en büyük ve tesirli ateşli silâhlarına sâhip Osmanlı ordusu, 315 topla kaleyi dövmeye başladı. Kânûnî’nin en muhteşem seferlerinden biri olan Estergon Seferine gâyet plânlı ve tedârikli çıkılmıştı. Anadolu ve Rumeli orduları pâdişahın maiyetinde, çeşitli sınıfların aldığı sefer tertibi, mühimmâtı ve erzakı mükemmeldi. Estergon, Osmanlı kuşatmasına on iki gün mukâvemet edebildi. 10 Ağustosta müdâfilerin çekilip, gitmesine müsâade edildi. Şehrin en büyük kilisesi câmiye çevrilerek Kânûnî Sultan Süleyman Han, Cumâ namazını burada kıldı.

Osmanlı fütuhâtı, Avrupa’da devâm ederek eski Macar krallarının taht merkezi İstolni-Belgrat 20 Ağustosta kuşatıldı. 4 Eylülde fethedilen İstolni-Belgrat’ta büyük kilise câmiye çevrildi. Mevsim ilerlediğinden Pâdişah, 7 Eylülde İstanbul’a hareket etti. Avrupa’daki fetihler durmayıp, Budin Beylerbeyi Avusturya kalelerine karşı harekâtı devâm ettirdi.

On altıncı yüzyılın ortalarında Avrupa’da Osmanlı askerî kuvvetlerinin bu muhteşem başarıları yanında Akdeniz’de ve Atlas Okyanusunda hepsi birer deniz kurdu olan Türk leventleri de Osmanlı bayrağını şan ve şerefle dalgalandırıyorlardı. Bu kara ve deniz harekâtlarından Fransa da faydalanıyordu. Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru unvânı taşımak arzusuyla Avrupa siyâsetinde hâkim rol oynamak isteyen Şarlken’in elinde esir olan Fransa Kralı I. Fransuva, annesi vâsıtasıyla Kânûnî’den yardım talep ediyordu. Fransızlara yardım eden Osmanlılardan korkan Şarlken, Kanûnî’yle antlaşmak için elçilik heyeti gönderdi. Osmanlı devlet adamları tarafından kabul edilen Şarlken ve kardeşi Ferdinand’ın elçilik heyetleri ile uzun süren müzâkereler oldu. 13 Haziran 1547 Antlaşması’na göre, Almanya ve Avusturya Osmanlılara yıllık otuz bin Duka haraç vermeyi kabul ettiler. İmparator unvânını kullanmamayı kabul eden Şarlken İstanbul Antlaşması’nı 1 Ağustos’ta imzâlayınca, Osmanlı pâdişâhı da bu antlaşmayı 8 Ekim 1547’de tasdik etti.

Zigetvar Seferi: Osmanlı ordusunun İran seferlerinde, Safevî Devleti ile Papalık ve Hıristiyan devletler bir olup aralarında anlaşarak Avusturya ve Macaristan’da çeşitli hâdiseler çıkartıyorlardı. 1562 Osmanlı-Avusturya Antlaşması’nda kabul ettikleri vergiyi ödemedikleri gibi yeni Kral II. Maksimilyan’ın olumsuz tutumu ve Zigatvar Kalesindeki düşman kuvvetlerin ahâliyi tâciz etmeleri üzerine, Osmanlı ordusu başlarında Sultan olduğu hâlde 1 Mart 1566’da İstanbul’dan hareket etti. Sultan Süleyman Han, on üçüncü olarak çıktığı bu seferinde yetmiş üç yaşındaydı. Hayâtı, seferden sefere koşarak insanlığı, Hakka kavuşturacak yola dâvetle geçmişti. Bir takım hastalıklarla durumu iyi olmayan, ayaklarında nikris hastalığı bulunan Pâdişah, zulmün önüne geçmek, ahâlinin huzur ve güveni için, hasta hâliyle Osmanlı târihinin en muhteşem askerî harekâtı kabul edilen sefere bâzen araba, bâzı yerde tahtırevân ile gidiyor ve yerleşim merkezlerine girileceği zaman, ata binerek en mûteber psikolojik metodları tatbik ederek ilerliyordu. 1566 Ağustos başında kuşatılan Zigetvar Kalesini, Zerniski Makloş müdâfaa etmekteydi. Günlerce süren kuşatmada birçok defâ umûmî hücumlar yapıldı. Zigetvar Kuşatmasından iyice bunalan Kont Zerniski, Eylül başındaki huruc harekâtında öldürülünce 7 Eylülde kale fethedildi. Kânûnî 6-7 Eylül gecesi vefât ettiyse de, askerin moralinde bozukluk meydana gelmemesi için, ordudan gizli tutuldu. Bu sefer ile Zigetvar’dan başka; Güle, Lügos ve diğer bâzı kaleler de fethedildi.

Doğu Seferleri

Kânûnî, batıda Hıristiyan Avrupa devletleri ile mücâdele ederken, İran’daki Şiî Safevî Devleti de, Mukaddes Roma-Cermen Devletiyle Osmanlılara karşı ittifak kurup, Doğu Anadolu’da hududa tecâvüz ettikleri gibi, Sünnî ahâliye de zulmediyorlardı. Safevîlerin ajanları Osmanlı ülkesinde faaliyet gösterip, Celâliler vâsıtasıyla iç isyânlar çıkarmak istiyorlardı. Şâh Tahmasb’ın bu düşmanca davranışları yüzünden Sultan Süleyman Han, harekete geçti. 27 Ekim 1533’te Vezir-i âzam Makbul İbrâhim Paşa'yı İstanbul’dan doğuya gönderen Sultan’ın kendisi de, baharda sefere çıktı.

Irakeyn Seferi: 11 Haziran 1534’te İstanbul’dan hareket eden Kânûnî Sultan Süleyman Han, 20 Temmuzda Konya’ya geldi. Konya’da Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’nin türbesini ziyâret edip, Kayseri-Sivas-Erzincan yoluyla 27 Eylülde Tebriz’e girdi. Safevîlerin zulmünden bunalan şehir halkı, Kânûnî’yi ve Osmanlı ordusunu sevinçle bir kurtarıcı olarak karşıladılar. Yavuz Sultan Selim Hana karşı 1514 Çaldıran mağlûbiyetinin hâlâ tesirinde olan Safevîler, devamlı Osmanlılardan kaçıp, meydan muhârebesi için ortaya çıkamıyorlardı. Osmanlı kuvvetlerinin bölgeye gelmesinden memnun olan ahâli, âlimler, kale ve şehir hâkimleri pâdişâha bağlılıklarını arz ettiler. Hazret-i Ali ve Hüseyin’in makamlarının bulunduğu Kerbelâ ve Hanefî mezhebinin kurucusu İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe’nin kabrinin bulunduğu Bağdat Vâlisi Zülfikâr Han ve büyük İslâm âlimi ve büyük velî Abdülkâdir-i Geylânî’nin memleketi Geylân Hâkimi Mâlik Muzaffer, Sultan Süleyman Hana bağlılıklarını bildirdiler. 24 Kasım 1534’te Bağdat’a giren Osmanlı ordusunun ardından, Azamiyye’de İmâm-ı Azam’ın kabrini ziyâret edip, büyük bir türbe yapılmasını emrettikten sonra, Kânûnî Sultan Süleyman Han, 30 Kasımda şehre girdi. Bağdât’ta ahâlinin, âlimlerin, kumandanların ve devlet adamlarının bulunduğu bir sırada şükür ifâdesi olan dînî merâsim yapılarak, ihsânlarda bulunuldu.

1534-1535 kışını Bağdât’ta geçiren Sultan, burada Osmanlı devlet teşkilâtını tesis ettirdi. Bağdat’ın mübârek beldelerini, Kerbelâ’da hazret-i Ali ve Hüseyin’in makamlarını ziyâret etti. Geylân’da Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin kabrine türbe ve yanına imâret, İmâm-ı A’zam’ın kabrine türbe yaptırdı. Safevî tehlikesini kesin olarak bertaraf etmek isteyen Kânûnî, Şah Tahmasb’ın Van istikâmetinde olduğu haberi üzerine, harekete geçti. 1 Temmuz 1535’te Tebriz’e gelen Osmanlı Sultânı, devamlı kaçan Şah Tahmasb Safevî’yi tâkib için İran içerisine girildiyse de karşı çıkan olmadı. Avrupa devletlerinde ve Safevîlerden elçi heyetlerini kabul eden, Sultan Süleymân Han, dönüşünde de Mevlânâ Muhammed Şems-i Tebrizî’nin makâmı dâhil mübârek beldeleri ziyâret ederek Tebriz-Diyarbekir-Antakya-Adana-Konya yoluyla 8 Ocak 1536’da İstanbul’a geldi.

Irak-ı Arab ve Irak-ı Acem fethedildiği için “İki Irak seferi” mânâsında Irakeyn Seferi adı verilen bu hareketin netîcesinde, bölgedeki Şiî Safevî hâkimiyeti sona erdirilip, Bağdat dâhil Basra, Osmanlı ülkesine katıldı.

Tebriz Seferi: Osmanlı Devletinin batı cephesindeki muhârebeler ile meşgûliyetini fırsat bilen, Irakeyn Seferinde Sultan Süleyman Handan devamlı kaçan Şah Tahmasb ve Safevî ordusu, Doğu Anadolu’da tecâvüzkârâne hareket ederek, Anadolu’da Şiîlik propagandası yaptırıyorlardı. Şah Tahmasb’ın, huduttaki bâzı Osmanlı kale ve mevkilerini ele geçirmesi, Safevîlere, isyân eden, Şah İsmâil’in oğlu Şirvan Vâlisi Elkas Mirzâ’nın Sultan Süleyman Handan yardım istemek gâyesiyle İstanbul’a gelmesi ve Şiî propagandasına karşı âlimler ile Osmanlı umûm-i efkârının (halkının) tepkisi üzerine sefere çıkıldı.

29 Mart 1548’de İstanbul’dan hareket eden Sultan, Konya-Kayseri-Sivas yoluyla 28 Temmuz 1548’de Tebriz’e gelinceye kadar, Doğu Anadolu’da fütûhâta devâm edildi. Osmanlı ordusundan devamlı kaçan Safevîlerden 25 Ağustosta Van teslim alındı. Van ve Diyarbekir’den Halep’e gelen Pâdişah, 1548-1549 kışını burada geçirdi. Kânûnî Halep’teyken Osmanlı fütuhâtı devâm edip, Doğu Anadolu’da Safevî propagandasına aldanarak âsi olanlar yola getirildi. Gürcistan Seferine çıkılarak; Berakân, Gömge, Penak, Germek, Samagar, Ahadır kaleleri ve mevkileri fethedildi. 6 Haziran 1549’da Halep’ten hareket eden Sultan, 21 Aralıkta İstanbul’a döndü.

Nahcıvan Seferi:
 Osmanlı ordusunun Macaristan’da, Sultan Süleyman Hanın Edirne’de bulunmasından istifâde eden Safevîler ve Şâh Tahmasb, Doğu Anadolu’ya saldırdı. Van civârında Osmanlı ülkesi ve ahâlisine karşı düşmanca davranıp, zulmettiren Şâh Tahmasb, Adilcevaz, Ahlât kalelerini Hıristiyanların da teşvikleriyle tahrip ettirip Erciş Kalesini de kuşattırmıştı. Osmanlıların içişlerine karışarak, devlet adamlarına türlü iftirâ kampanyası başlatılınca, Sultan Süleyman Han, İran Seferine karar verdi.

28 Ağustos 1553’te İstanbul’dan hareket eden Pâdişâh, Konya yoluyla Halep’e gitti. 8 Kasımda Halep’e gelen Sultan, 1553-1554 kışını burada geçirdi.


15 Mayıs 1554’te Diyarbekir’de toplanan Harp Dîvânı’nda Osmanlı devlet adamları ve kumandanları Sultan Süleyman Handan İslâma hizmet beklediklerini arz edip, emirlerinde Hind’e ve Sind’e dahi gidebileceklerini ifâde ettiler. 20 Mayıs’ta Diyarbekir’den Nahcivan ve Revan üzerine sefer niyetiyle hareket edildi. 5 Temmuzda Şah Tahmasb’a, Kars önlerinde harp dâveti çıkarıldı. Ancak Osmanlının yokluğunda Doğu Anadolu’yu kana bulayıp, Müslümanlara her türlü insanlık dışı fiilleri işleyen İran Safevîleri, muhârebe meydanında görünmeyince, İran’a tâbi Şüregil, Şaraphâne, Nilfirâk alınıp, 18 Temmuzda Revan’a girilip, Arpaçay, Karabağ’dan sonra pâdişah 30 Temmuz 1554’te Nahcivan’a geldi. Osmanlı ordusuna büyük ganîmetler düşen bu seferde, Kerkük de fetholundu. Doğu’da Osmanlı hâkimiyeti kesinleşince, 28 Eylül 1554’te Erzurum’dan hareket eden Sultan, 1554-1555 kışını geçirmek için 30 Ekimde Amasya’ya geldi. Şâh Tahmasb’ın sulh isteği üzerine 29 Mayıs 1555’te Osmanlı-Safevî Antlaşması imzâlandı.

1555 Antlaşmasına göre: 
Toprak bakımından Ardahan, Göle, Arpaçay ve çevresi Osmanlılara verildi; inanç bakımından Şiî İranlıların hazret-i Ebû Bekr, Ömer, Osman, Âişe dâhil sahâbîlere küfür ve iftira etmemeleri ile mukaddes makamlara hürmet göstermeleri için ahit alındı.

Kânûnî Sultan Süleyman Hanın doğu seferleri netîcesinde, Safevîlerin almış oldukları Doğu Anadolu toprakları bugünkü şekliyle Türkiye’ye dâhil edildi. Batı İran ve Gürcistan ile Irak fethedildi.

Deniz Seferleri


Rodos Seferi: Kânûnî tahta geçtiğinde Karadeniz, Marmara ve Ege denizleri Türk gölüydü. Böyle olmasına rağmen, Akdeniz bütünüyle Osmanlı hâkimiyetinde değildi. Batı Anadolu sâhillerine çok yakın Rodos Adası, coğrafî, stratejik mevkii, korsanlık ve Osmanlı düşmanlarıyla müttefik olarak hareket etmesi, devletin hâkimiyeti ile Akdeniz’in emniyeti için tehlike gösterdiğinden sefere karar verildi. Rodos Adası, Haçlı şövalyelerinin idâresinde olup, korsan yatağıydı. Rodos şövalye idâresi; Osmanlı Devletine karşı Papalık başta olmak üzere, Hıristiyan devletler ve âsilerle devamlı münâsebette bulunup, Osmanlı deniz ticâretiyle, Müslümanların hacca gitmelerini engelliyorlardı. Ayrıca Anadolu sâhillerine baskın düzenlemek sûretiyle, ahâliyi tâciz ettikleri gibi, Kânûnî Sultan Süleyman Hanın tahta geçişinde, küstahça hareketlerde bulunmuşlardı. Bütün bu sebepler üzerine 700 gemiden meydana gelen Osmanlı donanması, önce İkinci Vezir Çoban Mustafa Paşa kumandasında Rodos’a gönderildi.

16 Haziran 1522 târihinde pâdişâh, İstanbul’dan Kapıkulu ve Tımarlı sipâhileriyle karadan yola çıktı. 28 Temmuzda Marmaris’ten Rodos’a geçen Sultan, kalenin teslimini şövalyelerden istedi. Antlaşma ile Rodos’un teslimi kabûl edilmeyince 29 Temmuzda muhârebe başladı. Yeniçağın en sağlam (müstahkem) kalesine sâhip Rodos’un, devrin bütün teknik ve ateşli silâhlarını elinde bulunduran Osmanlı ordusu karşısında, Avrupalılar’dan çok yardım almasına rağmen, fazla dayanamayacağı meydandaydı. Rodos başşövalyesi Viye dö Lil Adam, Fâtih Sultan Mehmed Han'ın oğlu Cem Sultan meselesi ve oğlunu ileri sürerek yine küstahlık gösterdiyse de Sultan Süleyman Han, tâviz vermeyerek, kalenin teslimini istedi. Osmanlı topçu ve lağımcısının çalışmalarıyla Rodos’un bütün istihkamları, Türklerin eline geçince, başşövalye antlaşma ile adayı Osmanlılara teslim etti. Aralık 1522 sonunda bütünüyle Türk hâkimiyetine dâhil edilen Rodos adasındaki üç bin kadar Müslüman esir kurtarıldı. Korsanlar adayı terk edince, Kânûnî Sultan Süleymân Han Ada’nın imârını emretti. Papalığın doğudaki son temsilcisi olan Saint-Jean Haçlı Devleti yıkılarak, Batı Anadolu korsanlığı bertaraf edildi. İstanbul-Suriye-Mısır deniz ticâreti ve Hac yolu emniyete alındı.

Korfu Seferi: Venedik Cumhûriyetinin Papa’nın da teşvikiyle Osmanlı Devletine riyâkârca davranması ve Hıristiyan ittifâka dâhil olması üzerine harekete geçildi. Kaptan-ı Deryâ Barbaros Hayreddin Paşa'nın emrindeki Osmanlı donanmasındaki kara ordusuna da, İkinci Vezir Lütfi Paşa kumanda ediyordu.

17 Mayıs 1537’de İstanbul’dan yola çıkan Kânûnî Sultan Süleyman Hanın bu seferinde hedef Adriyatik ve İtalya’dır. 13 Temmuzda Avlonya’ya gelen pâdişâh; Adriyatik’teki askerlere yardım edip, Venediklilerin tahriki ile Delvine ile havâlisinde çıkan isyânları bastırttı. Osmanlı donanması İtalya sâhillerini abluka altına aldı. Haçlıların büyük amirali ve Akdeniz kıyısındaki Müslüman ahâli ile denizcileri tâciz eden Andrea Doria bütün aramalara rağmen Osmanlı kaptan-ı deryası Barbaros Hayreddîn Paşanın karşısına çıkamadı. Korfu Adasını fethettiren ve kalesini kuşattıran Sultan, Avlonya’da bulunuyordu. Kânûnî, mevsim şartları ve dört Osmanlı askerinin top güllesiyle şehîd olması üzerine, 6 Eylül 1537’de kuşatmayı kaldırttı. 15 Eylülde İstanbul’a hareket eden pâdişah, kara ve deniz harekâtının devâmını emretti. Kaptan-ı derya Barbaros Hayreddin Paşa, Venediklilere âit Şira, Patmos, Naksos adalarını fethetti.

Kânûnî Devrinde Osmanlı Fütûhâtı

Devamlı fetihler netîcesinde devletin hudutları genişledi. Batıda Almanya içlerine kadar akın yapan akıncı beyleri, doğuda Hazar Denizine ulaşarak, Türkiye-Orta Asya birleşmesi siyâseti yanında, bütün Arabistan, Ortadoğu dâhil, Hint Okyanusundan Umman Denizi, Basra Körfezi, Kızıldeniz ve Kuzey Afrika’dan Atlas Okyanusuna dayanıldı. Akdeniz fütuhâtı netîcesinde Atlas Okyanusunda her biri birer deniz kurdu olan, Osmanlı leventleri ve reisleri dolaşmaktaydı. Afrika sâhilleri ile Batı Akdeniz’de Oruç ve Hayreddin Hızır Reisler, Akdeniz’de Turgut Reis, Piyâle Paşa, Sinan Paşa, Sâlih Reis, Hint Okyanusunda Hadım Süleyman Paşa, Selman Reis, Süveyş’te Seydi Ali Reis, Murad Reis Osmanlı sancağını dalgalandırıp, fetihler yapıyorlardı. Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddîn Paşa Preveze’de, Turgut Reis Cerbe’de Haçlı donanmalarını bozguna uğratarak Türk-İslâm târihinin en muhteşem zaferlerini kazandılar.

Diğer Devlet ve Beyliklerle Münâsebet

“Türk Asrı” denilen 16. yüzyılda Osmanlı Devletinin sultanı Süleymân Hanın dünyânın bütün kralları ve beylerine karşı yüksek otoritesi vardı. Mukaddes Roma-Cermen İmparatorluğu, Portekiz, İspanya, Fransa, Milano, Napoli, Papalık, Venedik, Ceneviz, Macaristan, Avusturya, Lehistan, Rus Knezleri, Safevî, Gürganiyye, Özbek; devlet, krallık, dükalık ve sultanlığı ile münâsebetlerde bulunuldu. Kırım Hanlığı, Mekke-i mükerreme Emirliği, Eflâk, Boğdan, Erdel voyvodalıkları, Ragusa cumhûriyetleri Osmanlı Devletine tâbi ve imtiyazlı hükümetlerdir. Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru Şarlken’in ülkesinde esâret hayâtında yaşayan Fransa Kralı I. Fransuva kurtarılarak, dünyâ ticâret ve hâkimiyet siyâseti gereğince imtiyaz verildi. Mukaddes Roma-Cermen İmparatorluğu, Avusturya, Lehistan, Safevî devletleri ile sulh antlaşmaları imzâlandı. Gürgâniyye, Özbek devletleri ile dostluk tesis edildi.

kaynak: genç öğrenci dergisi

Kanuni Sultan Süleyman Döneminde Neler Oldu?




Osmanli Devleti'nin onuncu pâdisahi olup, Yavuz Sultan Selim'in ogludur. Osmanli hânedanindaki resmî ve mesrû silsileye göre onuncu hükümdar ve bu isimdeki pâdisahlarin ilki sayilmaktadir. Osmanli kaynaklari ve umumî efkâri onu, kanun koyucu (vâzii) vasfidan dolayi genellikle "Kanunî Sultan Süleyman" diye isimlendirirken, bati kaynaklari ile batililar, büyük ve kudretli vasfindan dolayi kendisini "Muhtesem ve Büyük" (Magnificent, Magnifique, Der Practige, çogu zaman da sadece Grand Turc) gibi isimlerle anmislardir.

Batili bir tarihçi, onun dönemi ve sahsiyetinin büyüklügü hakkinda bilgi verirken su ifadeleri kullanir: "Kanunî, "Muhtesem" ve "Büyük" gibi ünvanlarla anilan Süleyman'in sultanlik çagi, Osmanli tarihinin en önemli devresidir. Devlet, kudret, yeni fetihler, medeniyetinin, kanun ve mimarlik anitlarinin en güzel varligini bu pâdisaha borçludur. Osmanlilarin sadece "Kanunî" ünvanini verdikleri, fakat Avrupa tarihçilerinin "Büyük" sifati ile adlandirdiklari Osmanli Pâdisahi sadece Sultan Süleyman'dir. Sultan Süleyman devri, bütün dünyada gelisen büyük olaylar dolayisiyle Yeni Çag tarihinin en dikkate deger safhalarindan birini teskil eder. XVI. yüzyilin baslarinda, Amerika'nin kesfinden sonra, Avrupa politikasinin denge sistemi kurulmus ve kuvvetlenmis; Hiristiyanlikta ortaya çikan Reform, insan esprisine bir yeni yol açmistir. Bundan daha hasmetli çalisma ve büyük sonuçlu zaman, insan tarihinde güç bulunur. Fransa'da I. François ve Ingiltere'de VIII. Henri'nin kurduklari hükümetler; Papa X. Leo'nun kültür, bilim ve sanayinin gelismesine ön ayak olmasi, Sarlken'nin yeni mezhebe karsi bas kaldirisi, Andreas Gritti'nin Venedik Doçu makamini isgal etmesi gibi tarihin önemli olaylarini bünyesinde toplayan bir asra az rastlanir. Iste Kanunî, söhret sahibi bütün bu hükümdarlarla hakkiyle rekabet edebilecek bir hükümdardir. Kanunî, Osmanli Pâdisahlari'nin onuncusudur. Bu rakam, ugurlu telakki edilmistir. Ayrica, Padisahin onuncu hicret asrinin basinda (H. 900 / M.l495 ) dogmus olmasi da mânali sayilmistir."

Muazzam ve âdil bir devletin vatandasi olmakla övünen büyük bir halk kitlesi, tebeasi olmak ve devrinde yasamakla iftihar ettigi Sultan Selim'in vefatina ne kadar müteessir olduysa, meziyetlerini yakindan bildigi Sultan Süleyman'in cülûsuna da o derecede sevindi. Bu cülûs, Kur'an-i Kerim'in en-Neml Sûresi'nde Hz. Süleyman'in Belkis'a gönderdigi mektuptan bahs edilirken temas edilen: " O, Süleyman'dandir. Rahman ve Rahim olan Allah'in adiyla (baslamakta) dir. "Bana bas kaldirmayin, teslimiyet gösterip bana gelin, diye (yazmaktadir)" âyetleri bir fal-i hayr olarak kabul edildi. Gerçekten de Kanunî Sultan Süleyman, saltanati boyunca bu âyetlerin sirrina mazhar oldugundan onun döneminde Müslüman Türkler ile birlikte bütün bir Islâm dünyasi en bahtiyar yillarini yasadi. 

Fiilen l3 sefer harbe katilan ve döneminde 300'den ziyade kalenin fethedildigi Kanunî ile birlikte dünyaya parmak isirtan Osmanli Devleti, fütûhatta olsun, idare, siyaset ve medeniyette olsun, yeryüzünün daha önce benzerini tanimadigi, belki bir daha da taniyip bilemeyecegi bir kemâli zirvelestirmis bulunuyordu. Asya'da Kafkas daglarindan, Acemistan içlerine, Yemen'e, Aden'e, uçsuz bucaksiz Arabistan çöllerine uzarken, Afrika'da Habes, Misir, Tunus, Fas ve Cezayir'i almis, Hind denizlerinde görünmüs, Akdenizde ise kasirga gibi eserek Venedik ve Ceneviz denizciliginin itibariyle beraber, büyük küçük bütün adalari çiçek devsirircesine koparip derleyerek vatanina ilhak etmisti.
Avrupa'da ise Egri ve Estergon kalelerine kadar Macaristan'i itaati altina almis, Erdel Kralligi, Eflâk, Bogdan Beylikleri, Kirim Hanligi ile Lehistan arasindaki genis stepleri ele geçirmis, Avusturya Devleti ve Venedik Cumhuriyeti muayyen vergiler ve peskesler ödemeye mecbur edilmis, Fransa, Italya, Lehistan dize gelmis, Ispanya yedigi bir kaç kuvvetli sille ile hizaya getirilmisti.

Kanunî Sultan Süleyman'in, l520'deki cülûsu esnasinda Osmanli Devleti, Türk tarihinde esine kolay kolay rastlanmayan bir kuvvet ve kudrete sahip bulunuyordu. Babasi Yavuz Sultan Selim'in, dogu ve güneye dogru iki büyük hamlesi, Osmanli Devleti'nin seklini temelden degistirip hakimiyetindeki topraklarini neredeyse iki misline çikarmisti. Bu arada Siîlik, adeta Anadolu'dan atilmis, Iran Safevî Devleti, öyle agir bir darbe yemisti ki, hâla ondan kurtulma çabasi içindeydi. Buna karsilik heybetli Memlûk Devleti artik yeryüzünde mevcud degildi. Bu devletin bütün topraklari ile birlikte Kudüs, Haremeyn, Sam ve Kahire gibi önemli merkezleri Osmanli hâkimiyetine girmisti.

Müslüman Türkler, Afrika'nin büyük bir kismina el uzatmislardi. Bu gidisle de pek yakinda neredeyse bütün medenî Afrika'yi ele geçireceklerdi. Cezayir'in, Osmanlilara itaat etmesi ve Barbaros kardeslerin mücadeleleri, Osmanlilari, Bati Akdeniz'in en güçlü kuvveti haline getirmisti. Müslüman Türk nüfuzu, güneyde Mozambik'e kadar uzaniyordu. Tunus, olgun bir meyve gibi Osmanlilarin eline düsmeye hazirdi. Kisaca Osmanli Devleti, üç kita üzerinde hâkimiyetini tesis etmisti. Böylece bir "Cihan Devleti" haline gelmisti. Bu durum, siyasî, iktisadî ve askerî bakimdan kendisini rakipsiz bir hale getirmisti. Böylece, Dogu ve Bati'daki devletlerden hiç biri, bütün bu sahalarda kendisi ile rekabete girisip boy ölçüsecek durumda degildi.

Kaynak: Genç Gelişim Dergisi

6 Ocak 2013 Pazar

Kanuni Dönemi İsyanlar ve Fetihler


İÇ İSYANLAR
Kanûnî Sultan Süleyman, padişahlığının ilk yıllarında bazı iç isyanlarla uğraştı. Mısır'ın fethinden sonra Yavuz Sultan Selim'in Şam Valisi olarak atadığı Canbirdi Gazeli'nin çıkardığı isyan bunlardan ilkidir. 

Amacı Memlük devletini yeniden kurmak olan Canbirdi Gazeli, 1521 yılının Ocak ayında Dulkadiroğulları'ndan Şehsuvaroğlu Ali Bey komutasındaki Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uğratılarak yakalandı ve idam edildi. 
Kanûnî Sultan Süleyman, sonraki yıllarda yine Mısır'da sadrazamlık hakkının kendisinde olması gerektiğini savunan Ahmet Paşa, Anadolu'da Safevilerin desteğiyle ortaya çıkan Kalender Çelebi ve vergi sistemini bahane ederek ayaklanan Baba Zünnun (1527) isyanlarıyla uğraştı. Çıkan tüm bu isyanlar Osmanlı kuvvetleri tarafından başarıyla bastırıldı.



ŞARLKEN VE AVRUPA


Alman İmparatoru Şarlken'in amacı tüm Avrupa'da hakimiyet sağlamaktı. Şarlken, fikirlerine karşı çıkan Fransa Kralı Fransuva'yı esir aldı. 
Fransa Kralının annesi Düşes Dangolen, Kanûnî'ye bir mektup yazarak yardım istedi. 
Bunun üzerine Kaptan-ı Derya Barboros Hayreddin Paşa Fransa'nın Akdeniz kıyısındaki şehri Nis'e giderek Şarlken'in donanmasını yendi. Hem Fransa'yı hem de Fransua'yı kurtardı.


VİYANA KUŞATMASI
Macaristan'ın Türkler tarafından fethi Avusturya ile Türkleri karşı karşıya getirdi. Mohaç Savaşı'ndan sonra Macaristan bir tampon bölge haline gelmişti. Avusturya Arşidükü Ferdinand, Macaristan'ın Osmanlı hakimiyetine girmesini istemiyordu. Ferdinand, Şarlken'in de desteğiyle Jan Zapolya'yı tanımadı ve Budin'e girdi. Karşı sefere çıkan Kanûnî Sultan Süleyman Budin'i geri aldı. Savaşmayı göze alamayan Ferdinand ve Şarlken Avusturya'nın başkenti Viyana'ya kaçtılar ve Viyana kuşatıldı (26 Eylül 1529). 
Kış mevsimi yaklaştığı için 16 Ekim günü kuşatma kaldırıldı. Osmanlı Devleti, Viyana kuşatmasından bir sonuç elde edememesine rağmen, Macaristan'daki durumunu güçlendirmiş ve Avrupa'nın karşı saldırı yapmasını engellemiştir. 

Macaristan üzerindeki emellerinden vazgeçmeyen Ferdinand, Kanûnî'ye bir elçi göndererek Macaristan'ın kendisine verilmesini istedi. Buna karşılık vergi vermeyi kabul ediyordu. Bu talebi karşısında olumsuz cevap alan Ferdinand Budin'i kuşattı.




MACARİSTAN SEFERİ

Kanûnî Sultan Süleyman, bunun üzerine Almanya seferine çıktı. Budin'i geri alıp Estergon'a kadar ilerleyen Osmanlı kuvvetleri, Avusturya ve Almanya içlerine akınlar düzenledi. Yedi ay süren Almanya seferi sırasında Avusturya'da bir çok kasaba, şehir ve kale fethedildi. 
Avusturya, yapılan bu savaşlar sonunda harap ve bitkin bir hale geldi. Bunun üzerine Ferdinand barış istedi. İmzalanan İstanbul Antlaşması ile Ferdinand ve Şarlken'in hem Macaristan, hem de tüm Avrupa'yı ele geçirme çabaları sonuçsuz kaldı (22 Temmuz 1533).
Ferdinand'ın Macaristan üzerinde ki emellerinden vazgeçmeye niyeti yoktu. Jan Zapolya ölmüş, yerine oğlu Sigismund geçmişti. Bundan istifade eden Ferdinand Budin'i kuşattı. Bunun üzerine 1540 yılında Kanûnî tekrardan Macaristan seferine çıktı ve çok güçlü bir orduyla birlikte Budin'e girdi. Sigismund'u Erdel Beyliği'ne atadı ve Macaristan'ı Osmanlı Devleti'ne bağlı Budin eyaleti haline getirdi. Süleyman Paşa bu bölgenin beylerbeyliğine atandı. 
Avusturya'nın elinde sadece kuzey Macaristan kaldı. Kanûnî döneminin önemli siyasi olaylarından olan Osmanlı-Macaristan, Almanya, Avusturya ilişkileri Kanûnî'nin ölümüne kadar devam etti.

MALTA SEFERİ
Rodos'un fethinden sonra Malta'ya yerleştirilen Sen Jan şövalyeleri Osmanlı için bir tehlike oluşturuyordu. 
Trablus ve Cezayirin güvenliği için Malta'nın alınması gerekiyordu. Yapılan kuşatma sırasında Turgut Reis şehit oldu. Malta alınamadı (1565).





HİNT SEFERİ

Coğrafi keşiflerden sonra sömürge arayışları başlamış, Portekiz ve İspanya pek çok sömürge elde etmişlerdi. Portekizliler Kızıldeniz ve Hint ticaret yollarına hakim olmaya çalışıyorlardı.

Ümit Burnu'nun bulunması, Osmanlıların baharat ticaretine de büyük darbe vurmuştu. Kanûnî Sultan Süleyman döneminde bu sebeplerden ötürü, dört kez Hint deniz seferi düzenlendi ancak, Osmanlı donanmasının okyanus şartlarına uygun olmaması yüzünden bu seferlerden hiçbirisinde tam başarı sağlanamadı.

1551 yılında düzenlenen İkinci Hint Seferinde Osmanlı donanmasının başında Piri Reis vardı. Türk denizcilik tarihinde önemli bir yere sahip olan Piri Reis, bu sefer sırasında Maskat'ı almış ve Portekiz donanmasını büyük bir bozguna uğratmıştı. Ancak, Portekizlilerin Basra Körfezi'ni kapatacaklarını düşünerek, donanmayı Basra'da bırakıp ganimetlerle geri döndüğü için Piri Reis Mısır'da idam edilmiştir.
Ancak yine de Yemen, Eritre, Sudan sahilleri ve Habeşistan'ın bazı kısımları Osmanlı topraklarına katıldı. Arap yarımadası tamamen Osmanlı denetimine girdi. Kızıldeniz yabancı güçlere kapatılarak Osmanlı egemenliği sağlandı.

BELGRAD'IN FETHİ

Kanûnî Sultan Süleyman tahta çıktığında Avrupa'nın en güçlü devleti Roma-Germen İmparatorluğu (Almanya) idi. Almanya İmparatoru Şarlken Macaristan'a hakim olmak için Macar kralı ile yakın akrabalık ilişkileri kurmuştu. Macar Kralı İkinci Lui, Şarlken'e güvenerek vergilerini ödemiyor kendisine gönderilen Osmanlı elçilerini öldürtüyordu.

Fatih Sultan Mehmed, Avrupa'da düzenlediği seferlerde Sırbistan'ı almıştı. Ancak stratejik bir öneme sahip Macaristan alınamamıştı. Kanûnî Sultan Süleyman Macaristan'ı almak üzere harekete geçti. Belgrad, karadan ve Tuna ırmağındaki Osmanlı donanması tarafından kuşatıldı. Şehir, gayet iyi savunulmasına rağmen teslim olmak zorunda kaldı (29 Ağustos 1521). Belgrad Muhafızlığına Balı Paşa getirildi. Bu sefer sonunda İstanbul'a gönderilen bazı Belgradlılar kurulan Belgrad köyüne yerleştirildi. 
Belgrad'ın fethi, Kanûnî Sultan Süleyman'ın ilk fethidir. 
Belgrad, bundan sonraki yıllarda Osmanlı Devleti'nin Avrupa'ya açılan en büyük kapısı oldu. Bu sebeple Belgrad'a "Darü'l-cihad" denildi.

RODOS'UN FETHİ

Avrupalılar Akdeniz'deki Rodos, Kıbrıs, Girit, Malta gibi adalara hakim olmuşlar, açık denizlerde keşifler yapmışlar ve denizlerde güçlerini arttırmışlardı. Kanûnî döneminde denizciliğe önem verildi ve büyük başarılar elde edildi.

Kanûnî döneminde Rodos adası, Sen Jan şövalyelerinin elindeydi. Şövalyeler korsanlık yapıyor, Türk donanmasına zarar veriyorlardı. 1522 yılında düzenlenen seferle Rodos fethedildi.





CEZAYİR'İN KATILIŞI

Cezayir 1516'da Baba Oruç ve kardeşi Hızır Reis (Barbaros) tarafından İspanyollar'dan alınmıştı. 1518'de Barbaros, Cezayir'in hükümdarı olmuştu. Daha önce Yavuz bu iki denizcinin kendisinden yardım istemesi üzerine onlara iki kadırga ve levent vermişti.

Kanûnî, Barbaros Hayreddin Paşa'yı İstanbul'a çağırdı ve Kaptan-ı Deryalığa getirdi(1533). Böylece, Cezayir Osmanlı topraklarına katıldı. Barbaros Ege denizinde Venediklilerin elinde bulunan adaları aldı.

TRABLUSGARP'IN ALINIŞI

Şarlken, Trablusgarb'ı aldıktan sonra buraya Sen Jan Şövalyeler'ini yerleştirmişti. Barbaros'un Preveze Deniz Zaferini kazanması ve Venediklilerin Osmanlılarla barış imzalamaları Şarlken ve Papa'yı kızdırmıştı. Hazırlanan Haçlı donanması Cezayir'e saldırdı ancak, Osmanlı donanması karşısında bozguna uğradı (1541). 

Barbaros'un yetiştirdiği Turgut Reis Trablusgarb'ı karadan ve denizden kuşatarak aldı. Ayrıca bu seferle Bingazi de Osmanlı ülkesine katıldı (1551).

CERBE SAVAŞI

Turgut Reis'in İspanyollar'ın elinde bulunan Cerbe adasını kuşatması üzerine, Andrea Doria komutasındaki bir Haçlı donanması İspanyollara yardıma geldi. Yapılan Cerbe Deniz Savaşında büyük bir zafer kazanıldı. Cerbe Osmanlılara geçti (1559).






MOHAÇ SAVAŞI
Şarlken'in büyük bir tehlike olmaya başladığını gören Kanûnî Sultan Süleyman, Fransuva'nın da ısrarı üzerine Şarlken'e karşı savaş açmaya karar verdi. Osmanlı ordusu Tuna nehrini geçerek Macaristan'a girdi. 
29 Ağustos 1526'da Macar ordusuyla Mohaç'ta yapılan savaşta Macar ordusu iki saatte dağıldı. Mohaç Savaşı parlak ve şanlı bir zaferle neticelendi. Budin (Budapeşte) alındı. 
Macaristan, Osmanlı Devleti'ne bağlı bir krallık haline geldi ve başına Macar soylularından Jan Zapolya getirildi.

ZİGETVAR KALESİ

Anadolu'daki iç isyanlarla ve Doğu'da İran Devleti ile uğraşan Kanûnî Sultan Süleyman, 1566'da son seferine yine Macaristan üzerine çıktı. 
Zigetvar kalesi kuşatıldı, ancak kuşatma devam ederken Kanûnî Sultan Süleyman vefat etti. Osmanlı Devleti'ni zaferden zafere taşıyan Kanûnî Sultan Süleyman'ın ölüm haberine rağmen kale fethedildi (7 Eylül 1566).





PREVEZE DENİZ ZAFERİ

Osmanlıların Akdeniz'de kuvvetlenmeleri ve tüm Ege denizine hakim olmaları Avrupa'yı telaşlandırmıştı. Ayrıca devam eden Avusturya ve Macaristan seferleri büyük bir Haçlı donanması hazırlanmasına neden oldu. Andrea Doria komutasındaki Haçlı donanmasında Venedik ve Cenevizliler'den başka Malta, Portekiz ve İspanya'ya ait gemiler de bulunuyordu.

Haçlı donanması 602, Osmanlı donanması ise sadece 122 parçaydı. Preveze körfezinde 27 Eylül 1538'de yapılan savaşta, Barbaros Hayreddin komutasındaki Osmanlı donanması büyük bir zafer elde etti. 
Tarihe Preveze Deniz Zaferi olarak geçen bu savaş sonunda Akdeniz bir Türk Gölü haline geldi.




KAPİTÜLASYONLAR

İlk defa 1352 yılında Cenevizlilere verilen Kapitülasyonlar, darülharb kabul edilen yabancı ülke tüccarına Osmanlı topraklarında ticaret yapma hakkı veriyordu. Ancak Osmanlı Devleti ticaret imtiyazlarını siyasi ve diplomatik menfaatleri çerçevesinde kullanarak ittifak yapacağı devletlere vermişti. 

1535 yılında Fransa ile dostluk  havası içerisinde iken Fransızların hazırladığı Kapitülasyon taslağı Osmanlı padişahınca tasdik edilmemişti. Bu taslağa göre eşit şartlar ve mütekabiliyet esası getiriliyordu. Halbuki Osmanlı Devleti padişahın tek taraflı yemini "Ahdi" ile verildiğinden Ahidname diye adlandırılmıştı ve her padişah değiştiğinde yenilenmesi gerekiyordu. 

İlk Fransız Kapitülasyonu, Kıbrıs seferi öncesinde 1569 yılında verildi. Katolik dünyasına ve Papa ambargosuna karşı ittifak sağlamak için Protestan olan İngiltere'ye 1580'de, Hollanda'ya 1612'de Kapitülasyonlar verildi.  

Kapitülasyonlarda ticaret yapma hakkının yanı sıra, tüccarın hakları, gümrük vergileri, mahkeme usülleri, yol izinleri, emniyetlerine dair hususlar detaylı olarak belirtildi. 
Osmanlı devleti zayıfladıkça Kapitülasyon verilen devletlerde giderek çoğaldı ve bunu bir baskı aracı haline getirdiler. 
Birinci Dünya Savaşı'nın ilanı ile birlikte 1914 yılında tüm protestolara rağmen Kapitülasyonlar tek taraflı olarak kaldırılmıştır.



SAFEVİLER

Kanûnî Sultan Süleyman Avrupa'da başarılar kazanırken, Anadolu'da iç isyanlar baş göstermiş, İran'da ise yıkılan Akkoyunlu devletinin yerine kurulan Safevi Devleti, doğuda Osmanlı İmparatorluğu için ciddi tehlike olmaya devam etmişti. 
Kanûnî Sultan Süleyman, Avrupa'da İstanbul Antlaşmasıyla geçici de olsa barışı sağladıktan sonra, İran üzerine ilk seferine çıktı. Safevi Devleti'nin izlediği düşmanca politikalar ve Anadolu'da yaşayan Şiileri kışkırtmaları bu seferin düzenlenmesine neden oldu. Tebriz, Azerbaycan ve Hamedan istila edildi. Irakeyn seferiyle de Bağdat alındı (1534). 

Kanûnî'nin Avusturya'ya sefer düzenlemesinden yararlanmak isteyen Safevi Şahı Tahmasb, kardeşinin Osmanlılara sığınmasını da bahane ederek, Tebriz, Nahçıvan ve Van'ı ele geçirdi. Bunun üzerine Kanûnî Sultan Süleyman ikinci defa İran seferine karar verdi. Çıkılan İran Seferinden Van ve Tebriz geri alınarak dönüldü  (1548). Safeviler (1553) tekrar saldırıya geçtiler. Doğu Anadolu'da ilerleyen düşman kuvvetleri Muş'a kadar gelip Erzurum'u kuşattılar. Kanûnî Sultan Süleyman üçüncü İran seferine çıktı. Revan, Nahçıvan ve Karabağ alındı. Zor duruma düşen Şah Tahmasb'ın isteği üzerine barış yapıldı ve Amasya Antlaşması imzalandı (1555).

Bu antlaşmayla, Yavuz döneminden beri süren İran sorunu çözüme kavuştu. Doğu Anadolu, Tebriz ve Bağdat Osmanlı hakimiyetinde kaldı. Amasya Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu ve İran arasındaki ilk resmi antlaşmadır. Ayrıca İslam dünyasında yapılanilk din barışı özelliği de taşımaktadır.

MİMARİ ESERLER

Kanûnî Sultan Süleyman 46 yıl saltanatta kaldı. Babası Yavuz Sultan Selim'den 6.557.000 km kare olarak devraldığı Osmanlı topraklarını 14.893.000 km kareye çıkardı. Kanûnî Sultan Süleyman döneminde imar faaliyetleri devam etti ve ilk iş olarak babası Yavuz Sultan Selim tarafından temelleri atılan İstanbul Sultan Selim Camii'ni tamamladı. 
Bunun dışında yaptırdığı eserlerden bazıları şunlardır; 
Gebze'de Çoban Mustafa Paşa Camii ve Külliyesi,
Afyon Sincanlı Sinan Paşa Camii,
Bozöyük Kasım Paşa Camii.




MİMAR SİNAN

Osmanlı imparatorluğunun en parlak devrinin büyük mimarı ve dünya çapında bir sanatkar olan Mimar Sinan, Kanûnî Sultan Süleyman döneminde bir çok eserler verdi.
Bunlardan en önemlileri şunlardır;
Halep Hüsrev Paşa Camii,
İstanbul Haseki Külliyesi,
İstanbul Şehzade Camii ve Medresesi,
Üsküdar Mihrimah Camii,
İstanbul Süleymaniye Camii ve Külliyesi,
Tekirdağ Rüstem Paşa Camii ve Külliyesi,
Silivri Kapı İbrahim Paşa Camii,
İstanbul Rüstem Paşa Camii,
İstanbul Sinan Paşa Camii,
Topkapı Kara Ahmet Paşa Camii ve Külliyesi,
Fındıklı Molla Çelebi Camii,
Babaeski Semiz Ali Paşa Camii,
Büyükçekmece Kanûnî Sultan Süleyman Külliyesi ve Köprüsü,
Süleymaniye Tekkesi.

kaynak: www.osmanli700.gen.t